Yasağı zorunlu

Kısmi sokağa çıkma yasağı ise zorunlu hallerde dışarı çıkmanın yasak olmadığı birşeydir. Market hastane ve bazı kamu kurum işleri kısmi sokağa çıkma yasağında uygulanmaya ... Zorunlu olmadıkça sokağa çıkma türkiyem! Sokağa çıkma yasağı devletler tarafından olağanüstü durumlarda vatandaşların sokağa çıkma özgürlüklerinin kısmen veya belirli süre içerisinde tamamen ellerinden alınmasıdır. kulluk, zorla veya zorunlu çalıtırma yasağı) ihlal edildiğine hükmetmitir. C.N. ve V. / Fransa (başvuru no. 67724/09) 11 Ekim 2012 Söz konusu dava, Burundi’li olan 16 ve 10 yaındaki yetim iki kız kardein kul durumuna getirildikleri veya zorla ya da zorunlu çalıtırıldıklarına (teyze ve enitelerinin evinde ücretsiz Arabada maske takma zorunluluğu gündemde merakla araştırılan konular arasında yer aldı. Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulunun Tavsiye Kararı, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep ... 65 yaş üstüne seyahat yasağı kalktı mı belge almak zorunlu mu? 0 65 yaş üstü izin belgesi e devlet şifresi ile girip yapılarak ya da ALO 199'u arayarak kolayca alınabilir. Av yasağı 1 Eylül'de kalkacak ... yoluyla elde edilen su ürünlerinden 50 kilogram ve üzerinde olan miktarların naklinde nakil belgesi alınması zorunlu tutuldu. 1 Ocak 2021'den itibaren ... Zorunlu staj dönemi için işletmelerde istihdam edilen stajyerlere net asgari ücretin yüzde 30’u tutarında ücret ödeniyor. Bu tutar 2020 yılı için 631.19 TL. Yazının Devamı Maske takmak zorunlu mu? sorusu şuan için gündemde en çok dolaşan sorulardan biridir. Peki, artık maske takmak zorunlu mu? İşçi çıkarma yasağı kapsamına giren fesih kodları işçi çıkarma yasağı kapsamına girmeyen fesih kodları. 2019 – 2020 Pratik Bilgiler; ... 27 – İşveren tarafından zorunlu nedenlerle ve tutukluluk nedeniyle fesih (4857 sayılı Kanun Madde 25/III-IV) 28 – İşveren tarafından sağlık nedeni ile fesih (4857 sayılı ... Sokağa çıkma yasağı zorunlu oldu! Sokağa çıkma yasağı zorunlu oldu! Sokağa çıkma yasağı zorunlu oldu! EURO. 8.7603. DOLAR. 7.4186. BİST. 1088. ALTIN. 460.932 29 ° ...

0 sosyal mesafe

2020.09.23 07:23 HornyRamazanPidesi 0 sosyal mesafe

Bence devlet artık sokağa Çıkma yasağı uygulansın kısa vadede zarar ama böyle giderse çok çekicez amk sadece belirli işte öğrencisi zorunlu kamu görevlisi falan çıksın amk ya off anasını da SİKEYİM bütün minibüsçülerin
submitted by HornyRamazanPidesi to KGBTR [link] [comments]


2020.09.15 01:46 ihatescho0l Dünden bugüne Covid-19

Daha fazla dayanamıyorum, her gün aklıma geliyor, insanlara anlatmak istiyorum, ama "Uff çok uzatıyosun.", "Eee olcak o kadar." dan öte bir tepki almıyorum. Olaylar umarım ilerlemez ama ben ilerledikçe eklemeye devam edeceğim.
Öncelikle şunu unutmamalıyız bu hastalığın şakası yok ve sağlıkçılar olmazsa devam edemeyiz. Fakat devlet ve halk toplu şekilde bu insanlara da robotmuş gözüyle bakıyor. Sağlıkçılar arasında kronik rahatsızığı olanlar olabilir, eline uygun teçhizat verilmemiş olabilirler, belki nöbetlerinin bilmem kaçıncı saatlerindeki kaçıncı hastaya bakıyorlardır. Bu yüzden mümkün olduğunca sağlıkçılara iyi davranmamız gerek.
Listeyebaşlamadan önce ufak bir hatırlatma daha yapmak istiyorum:
Covid geçirmiş kişiler isterse immun plazma bağışı yapbilirler.

Sizlere sırasıyla hepimizin başımızdan geçen olayları haber, video veya ekşiden linklerle sıralamaya çalıştım, eksikler olabilir fakat belirtirseniz düzenleyebilirim. Belki seçim dönemine doğru hatırlatmak için tekrar atarım. 10 Ocakla başlayalım:
• Covid-19 ile mücadele için 10 Ocak 2020'de Koronavirüs Bilim Kurulu oluşturuldu.

• Pandemi esnasında umreye gidip gelen kafile denetleme yapılmadan içeri alındı Kyk yurtlarından üniversite öğrencileri gecenin bir yarısı apar topar dışarı atıldı, fakat umrecilerin bir kısmı öğrencilerin odalarını beğenmeyip ağladılar. Hatta toplum sağlığını umursamayıp karantinadan kaçmaya çalışanları, isyan çıkarıp, polise tüküreni oldu. Olayların ufak bir özeti.

• Sağlık çalışanları için ülke genelinde saat 21.00 civarında üç gece moral alkışı yapıldı, fakat dördüncü gün bir sağlıkçı darp edildi. Yedi gün sonra 112 çalışanlarına şiddet uygulandı, cep telefonu ile kaydedildi.
• Doktor Mustafa Tamur tarafından Sağlıkta Şiddet yasasının gerekliliği üzerine yapılan ufak bir açıklama.
• Sağlık çalışanlarına şiddet uygulanmaya devam edildi:
-112 Ekibine saldırı.
-Darp edilen hemşire.
-Hastanede yangın çıkaran vatandaş.
• 7 Nisan 2020'de öne sürülen "Sağlıkta Şiddet" yasası AKP ve MHP tarafından reddedildi.
• Bir gün önce "Sağlıkta Şiddet" yasa önerisini reddeden AKP ve MHP 8 Nisan 2020'de yani olaydan bir gün sonra “Sağlıkta Şiddet Cezalarında Artış” teklifinde bulundu.
• 15 Nisan 2020 günü yeni Sağlıkta Şiddet yasası yürürlüğe girdi. Türk Tabipleri Birliği’nin yeni yasa ile ilgili değerlendirmesi. Yeni yasa ile ilgili başka bir yorum.

Güney Kore, Almanya gibi ülkeler pandeminin ilk dönemlerinde vatandaşlarına para ve kaynak yardımında bulundu. Halkına covid-19 testi uyguladı.
-Bizim ülkemizde millet vekili çocuğu WhatsApp üzerinden test kiti siparişi aldı. Önce yalanladılar, sonra kabul ettiler. Pandemi öncesi 2002'den beri 8 defa vergi affı yapan sosyal devlet, halktan telefon ve televizyon yolu ile 10 tl para istedi, bu esnada Ahlat Köşkü, 14 yeni araç kiralama, İstanbul kanalı için ihale, yurttaşlarla hiç bir alakası olmayan Afrika Kalkınma Bankasına yardım gibi israf harcamalar durdurulabilir, ek kaynak sağlanabilirdi fakat geri adım atılmadı, sarayı bitirmek tercih edildi eldeki para çarçur edildi. Sadece bununla da kalınmadı ülkenin sağlık çalışanları için yeterli koruyucu ekipman bulunmadığı, test kiti olmadığı söylendiği dönemde devlet, İspanya, İtalya, Somali, Güney Afrikaya İsrail'e covid-19 yardımında bulundu, İngiltereye tıbbi ekipman satmaya çalıştı, ama İngiltere ekipmaları kabul edilmedi. Kaynak kıtsa neden böyle bir şey yapıldı? Yok, eğer kaynak fazlaysa yurttaştan toplanan vergilerle yurttaşa neden yardım edilmiyor?
Sağlıkçıların yeterli ekipman bulamadığına dair haberler:

Yabancı ülkelerde sokağa çıkma yasağı düzgün uygulandı.
-Bizde ise iki günü kapsayan sokağa çıkma yasağı son anda duyuruldu ve izdihama, hastalığın daha da yayılmasına sebep verdi. Video veya fotoğraflar sekmesine tek tek bakarsanız daha net bir tablo var. Belediyelere haber verilmedi, sorumlu kişi istifa etmedi.

• Devletin sağlayacağını idda ettiği maske sevkiyatı 3 hafta sürdü, bu esnada da sevkiyat bir çok kişi için yarım yamalak geçti. Halka maske yetmiyorken, başka ülkelere covid-19 yardımına devam etmenin yanı sıra, ambulans uçakla İsveç'den Çin'den hastalar getirildi, İsveç olayının kurmaca olduğu ortaya çıkarıldı.

Uyarılara rağmen Ayasofyanın açılışı önlemler kulak ardı edilerek, cuma namazı ile gerçekleştirildi. Hastalık bir çok insana bulaştı. Vekilin maskesiz videosu.

Bayram için umursamaz davranıldı. Halktan kendi önlemini kendi alması istendi. İnsanlar şehirler arası dolaşarak hastalığın yayılmasına sebep oldu.

• Salgının başında halktan para isteyen devlet, salgının en güçsüz olması gereken Yaz sezonunda turizm işletmelerinin cebini doldurmak için tatil kredisi dağıttı, halkı tatile gitmeye teşvik etmek adına televizyonlada zorunlu reklamlar yayınlattı.

İşten çıkarmalar yasaklandı, işverenlere ücretsiz izin verme hakkı tanındı. Çalışanlar mağdur edildi. Kovulmadıkları için işsizlik maaşı da alamıyorlar.

• Bir çok ülkenin uçuşlarını kapadığı Rusya gibi salgının pik yaptığı yerlerden gelecek turistlere ülke kapıları ağızına kadar açıldı, covid-19 test zorunluluğu olmadan, karantinasız, yalnızca ateş ölçülerek turistler ülkeye sokuldu.

• Salgın boyunca düğün, otogarda asker uğurlama ve cenaze törenlerine yönelik önlemlerin denetimi düzgün yapılmadı. Otogarlara ve cenazelere polis, bekçi yerleştirilebilir, düğün salonları kapatılabilirdi.

30 Ağustos'un kutlanması salgın döneminde tehlikelidir diyenler, olayın ertesi günü 31 Ağustosta yapılan mitinge bir kısıtlama getirmemiş. Sağlık bakanının olayla ilgili açıklaması. Bu arada yanlış anlaşıma olmasın, pandemi süresince hiç bir bayram ve türevinin açıkta veya meydanlarda kutlanmasını desteklemiyorum, burada değinmek istediğim şey devletin çelişkili davranışıdır.
-Miting linkleri kalkarsa diye alternatif linkler:

• Türk Tabipler Birliği siyah kurdele ile yönetemiyorsunuz, ölüyoruz dövizleri ile yürüyüş yaparak farkındalık oluşturmaya çalıştılar, ama yürüyüşe izin verilmedi.

• Devlet Bahçeli, vaka sayılarında şeffaflık sağlayan, sağlıkçıların süreç içerisinde yaşadıkları problemleri dile getiren Türk Tabipler Birliği'nin kapatılması için çağırıda bulundu.
Direkt twitter linkleri:
• Ekrem İmamoğlu, sağlık çalışanlarına motivasyon için spor tesislerinden ücretsiz faydalanma imkanı sundu.

• 17 Eylül 2020 Perşembe günü ülke geneli hastanelerde, devletin ihmalsizliklerinden dolayı vefat eden sağlık çalışanlarını anmak için saygı duruşu yapıldı.
Diğer paylaşımlar:

Canan Kaftancıoğlu, sağlık bakanı Fahrettin Kocanın iddalarını yalanladı. Fahrettin Koca'nın iddalarının doğruluğu başka tweeter hesapları tarafından da sorgulandı.

• 31 Ağustosta Giresunda miting yapan Recep Tayyip Erdoğan "Halkımız dikkat etmedi, tekrar işi sıkmak durumundayız." dedi. Canan Kaftancıoğlu'nun eleştrisi

Binali Yıldırım Covid-19'a yakalandı.

Türk Tabipleri Birliği sağlık bakanı ile görüşmesi sonrası basın açıklaması yaptı.

• Kalp krizi geçiren sağlıkçının arkasından "Bize başka doktor bakamaz mı?" dediler. Olayla ilgili Tgrt haber yayını.

• 19 Eylül günü İzmir'de Türk Tabipleri Birliği #YönetemiyorsunuzTükeniyoruz dedi.

• Türk Tabipleri Birliği canlı yayında 6 Ay'ın değerlendirmesini yaptı. Raporun pdf'si.

• Covid-19 ile boğuşan Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki sağlık çalışanları, silahlı çatışmada yaralanan hastanın yakınları tarafından linç edilmeye çalışıldı. Daha detaylı bilgi. Fahrettin Koca'nın yourumu. Başka bir kaynak.

• 6 Aylık bir hazırlık süreci, ve Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'un "Dünyanın en iyi dijital eğitim altyapısını kuruyoruz.", "Uzaktan eğitimde dünyadaki 3-5 ülkeden bir tanesi Türkiye." demesine rağmen uzaktan eğitim sistemi EBA ilk günden çöktü. Milli Eğitim Bakan sistemin çöküşünü “Bu olumlu bir haber” diyerek yorumladı. Nevşin Mengü'nün olayla ilgili tweeti.

• İki Bilim Kurulu üyesi Covid-19’a yakalandı.

10351 yeni sağlıkçı göreve başladı.

• İzmir'de bir sağlıkçıyı boğazından kesici aletle yaralayan saldırgana 20 yıl indirimsiz hapis cezası uygulandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, Türk Tabipleri Birliği ziyaretinde bulundu. Basın toplantısından ufak bir kesit.

• AKP yönetimindeki Beykoz Belediyesi'nin covid-19 mücadelesi için açtığı ihaleyi 21 gün önceden açılmış bir şirket aldı.
_________________
Sağlık bakanlığı verilerine inanmak isterdim ama bu tür başlıklar çok fazla:

Hatırlatmalar:
• Pandemi öncesinde hatrı sayılır bir vergi affı ile borçları silnen Cengiz İnşaat'dan "Biz Bize Yeteriz" bağış kampanyasına yardım yapılmadı.
• Her yıl ek bütçe isteyen, ve pandemi süresince somut bir destek sağlamayan, hatta ayasofyanın açılmasıyla salgını olumsuz yönde etkileyen diyanet işleri salgın süresince fonlanmaya devam edildi. Halbuki hizmetleri hayati önem arz etmeyen diyanet işlerin ödemeleri kısılabilir, ve şuanda ek bütçeye ihtiyaç duyan temel hizmet bölümü Sağlık Bakanlığına aktarılabilirdi. Böylece sağlık çalışanlarının ekipman eksiklikleri tamamlanmış olur, atanamayan sağlıkçılar atanarak hastahanelerdeki iş yoğunluğu insani seviyeye indirilebilirdi. Ama bu insanların çabalarına değer bir maaş artış dahil gözlenmedi.
Salgın başından beri 15.09.2020'ye kadar önlenebilir sebeplerden dolayı ne yazık ki 28 sağlıkçı ihmalsizliklere kurban gitti.
Salgın öncesi veya esnasınca istifa eden sağlık çalışanları için demediğini bırakmayan halkımız acaba hükümeti, ve hükümetin çelişkili kararlarına ses çıkarmayan devleti de eleştirecek mi? Yoksa yine nefretinizi ölmek istemeyen yalnızca yaşatmak isteyen sağlıkçılardan mı çıkartacaksınız?
Covid geçirmiş kişiler isterse immun plazma bağışı yapbilirler.
Listede referans aldığım Yılmaz Özdil yazısı.
submitted by ihatescho0l to svihs [link] [comments]


2020.04.04 08:02 hesaplianne Corona virüste yeni tedbirler

Corona virüste yeni tedbirler

https://preview.redd.it/jq6i7f3jrqq41.png?width=670&format=png&auto=webp&s=a919480740f25395bb9dd29a1e7e18a537de2624
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan corona virüs tedbirleri kapsamında alınan yeni kararları son dakika olarak duyurdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu gece itibarıyla 30 büyükşehrimiz ile Zonguldak ilimizi belirli istisnalar haricinde araç giriş çıkışına kapatıyoruz." dedi. Erdoğan, "Ülkemizin tamamında 20 yaş altı, 1 Ocak 2000 ve üzeri doğumlular için de sokağa çıkma yasağı getiriyoruz." ifadelerini kulandı. Öte yandan Erdoğan, yarından itibaren pazar yerleri ve marketler gibi insanların toplu şekilde bulunduğu tüm alanlarda herkesin maske takmasının zorunlu olduğunu bildirdi.
https://www.hesaplianne.net/blog/corona-viruste-yeni-tedbirler
submitted by hesaplianne to u/hesaplianne [link] [comments]


2020.04.04 07:16 NewsJungle Türkiye, COVID-19 ile mücadelede katı yeni tedbirler aldı

Türkiye Cuma günü, dünya çapında binlerce insanı öldüren bir salgın olan yeni koronavirüsün yayılmasını engellemek için birkaç güçlü yeni önlem açıkladı.

Ülkenin cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 yaşın altındaki kamu üyelerinin kesinlikle gerekli olmadıkça evlerini terk etmelerini yasaklayan sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Başbakan, Türkiye nüfusunun yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapan İstanbul ve başkent Ankara, İzmir, Bursa ve Adana'nın kent merkezlerini de içeren 31 ilden ayrılan veya giren 31 günlük araçların yasaklandığını duyurdu.

Cumhurbaşkanı, mağazalar da dahil olmak üzere kalabalık alanlarda yüz maskelerinin takılması artık zorunlu.

Türkiye şu ana kadar 20.000'den fazla koronavirüs vakası kaydetmiştir ve ölüm sayısı 425'tir. Tedaviden sonra toplam 484 kişi tamamen iyileşmiştir.

Geçtiğimiz Aralık ayında Çin'in Wuhan şehrinde görünmesinden bu yana, yeni koronavirüs en az 181 ülke ve bölgeye yayıldı.

ABD merkezli Johns Hopkins Üniversitesi tarafından derlenen veriler, yaklaşık 57.000 ölümle 1 milyonu geçen dünya çapındaki enfeksiyonları göstermektedir. 223.000'den fazla insan iyileşti.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.03.28 10:35 sungerbob Bu devlet bu zor zamanda bize yardımcı olmazsa başka ne zaman olacak?

Gerçekten merak ediyorum bu zor zamanda bizlere yardımcı olamayan(olmayan) bir devlet bize başka ne zaman yardımcı olabilir?
Neden zorunlu olarak sokağa çıkma yasağı ilan edilip, çalışan her bireyi maaşa bağlamıyor? Ekonomik olarak vereceklerini sadece birkaç ay erteletmesi yeter, mesela chp m.v.linin dediği gibi sadece köprülerdeki geçiş garantisini geçici olarak birkaç ay erteletmek bile çalışmayanlara maaş vermesini destekler.
Edit: Geçici iş görememezlik desteğinden faydalanmak bu durumu izah etmez, özellikle hızlı bir şekilde yayılacak pandemi zamanında kesinlikle sokağa çıkma yasağı ilan edilmelidir. Millet evde açken dışarda anons yapmak tamamen saçmalık.
submitted by sungerbob to svihs [link] [comments]


2017.06.06 17:34 ComputerGodCommunism Başkanlık Sisteminin Türkiye için uygun ve gerekli olduğunu düşünüyorum

Okuma Öncesi Notu: Uyarı, bu post uzun yazı içermektedir. Fikirlerimi eser miktarda (/s) yersiz ayrıntı ile anlattığımı ve okumaya değecek bir yazı yazdığımı düşünüyorum. Umarım okurken sıkılmaz, bilgilenirsiniz. Ayrıca sonunda TL;DR mevcuttur.
İlk olarak linçe uğramadan belirteyim, hiçbir seçimde AKP'ye oy vermedim, 16 Nisan Anayasa değişikliği referandumunda hayır oyu kullandım ve hala hayır çıkmasının ülkeye çok daha yararlı olacağı kanısındayım.
Ülkemiz ne yazık ki demokratik sistemin doğal yollarla ve halk hareketi ile gelişip baş gösterdiği bir Avrupa ülkesi değil. Cumhuriyet ve demokrasi ülkemize Kurtuluş Savaşı'nın bir sonucu olarak geldi, "E Kurtuluş Savaşı gökten zembille mi indi, halk hareketi işte." diyebilirsiniz ve doğrudur Kurtuluş Savaşı bir halk hareketi ancak Kurtuluş Savaşı'nın vatanı kurtarmak kısmı halkın çabaları ile gerçekleşmiş olsa da demokrasi ve cumhuriyet ilan etme kısmı Atatürk ve yoldaşlarının çabaları ile gerçekleşmiş, halka bir nevi "tepeden inme" şekilde verilmiştir. Ama bu nedenle demokrasi bu ülkede işleyemez diyemeyiz. Bir ülkede demokrasinin işleyebilmesi için bir altyapı gereklidir, buna demokratik altyapı diyebiliriz. Demokratik altyapı; halkın, ülkede mevcut olan ya da olmasını istediği demokrasiyi en azından temel anlamda anlaması, demokrasinin uygulanmasını arzulaması ve mevcut olması halinde korunması, olmaması halinde mevcut edilmesi için her türlü çabayı gösterecek bir anlayışa sahip olması şeklinde tanımlanabilir. Bir nevi halkın geneline yayılmış bir demokrasi bilinci. Bu altyapı halk hareketi ile gerçekleşmiş demokrasilerde zaten mevcut oluyor zira halk demokrasiyi kendine uygun bulmuş ve oluşturmuştur, bu nedenle onu uygulamak ve korumak için elinden geleni de yapacaktır. Ancak tepeden inme diye tabir ettiğimiz aydınların, üst düzey yöneticilerin vb. halk diye tabir edemeyeceğimiz bir azınlığın çabalarıyla sistem değişikliğine gidilerek halka yerleştirilen demokrasilerin çok büyük bir kısmında bu gereken altyapı yoktur çünkü olsaydı halkın kendisi demokrasiyi yapardı zaten. Ama dediğim gibi tepeden inme demokrasiler işleyemez diye bir kural (en azından teorik olarak) yoktur, bu altyapı demokrasi ilan edildikten sonra da oluşturulabilir ve demokrasi işler hale getirilebilir. Atatürk'ün amacı da buydu zaten. Ancak hem onun erken ölümü hem de daha sonra yaşanan olaylar nedeniyle demokratik altyapı ülkemizde tam olarak oluşamadı ve demokrasi halka yerleşmedi.
Ülkede demokratik altyapının ve demokrasi kültürünün yokluğunu farketmek zor değil, en basitinden ülkede aktif olan partilere baktığımızda CHP dışında hiçbirinin köklü olmadığını görüyoruz, ayrıca CHP'nin de baştan sona büyük değişimler geçirdiğini unutmamak lazım. Halk, daha demokrasinin ne olduğunun ve ülkede ne tür bir demokrasinin geçerli olduğunun farkında bile değil. Mesela sultanımızın ağzından düşürmediği milletin iradesi lafı ve empoze ettiği halk en iyisini bilir, istediğini seçer, istediğini yapar, kimse de karışamaz tipi düşünme şekli gerçekten de demokratik olsa da Türkiye'de ve Dünyadaki bütün aklıselim ülkelerde kabul edilen çoğulcu demokrasi anlayışına uymaz, çoğunlukçu anlayışa uyar. Çoğunlukçu demokraside halk bir bütündür ve seçim yoluyla iradesini ortaya koyar, seçimde çoğunluğun kabul ettiği sonuç halkın tamamının iradesidir ve doğal olarak üstünde bir güç yoktur. Burada tahmin edebileceğiniz gibi bir azınlık sorunu oluşuyor, çoğunluğun yasal yollarla azınlığa zulmetmesinin önünde hiçbir engel bulunmamakta. Bu nedenle bu anlayış günümüzde pek kabul edilmiyor. Çoğulcu demokraside ise halk bir bütün değil çoğuldur, iki (çoğunluk ve azınlık) veya daha fazla gruptan oluşur. Burada da seçimle çoğunluğun kabul ettiği sonuç halkın iradesi olarak kabul edilse de azınlıkta kalan kesimin de halkın bir parçası olması sebebiyle onu çoğunluğun demokratik zulümünden koruyan kurallar vardır, bu kurallar; bunu, çoğunluğun iradesini kısıtlayarak yapar. Biz bu kurallara Anayasa diyoruz işte. Anayasa, bu nedenle normal kanunlara nazaran önemlidir zira halkın çoğunluğunun iradesini bile kısıtlayabilecek güce sahiptir.
Anayasa'nın tek işlevi azınlığı korumak değildir; devletin yapısı ve organları, temel hak ve özgürlükler bunların hepsi Anayasa'da belirlenir. Ülkemizde; geçmişte geçerli olmuş meclis hükümeti sistemi ve parlamenter sistem de yeni kabul edilmiş başkanlık sistemi de Anayasa'da belirtilmiştir çünkü Anayasa'nın değiştirilmesinin zor olması sayesinde sık sık sistem değişikliklerine gidilmesi önlenir. Ancak demokrasinin her parçası gibi Anayasa da halkın iradesine bağlı olarak değiştirilebilir. Değiştirilemez maddeler, referandum zorunluluğu, değişikliğin mecliste basit değil nitelikli çoğunluk ile kabul edilmesi gibi kurallar, Anayasa'nın basit çoğunluğu arkasına alan her hükümetin elinde oyuncak olmasını engellemek için vardır ve onlar bile değiştirilmeye tabiidir. Bu değişimi zorlayan kurallar arasında Dünya genelinde kabul edilmiş bir kural daha var: Olağanüstü hal sırasında Anayasa değişikliği yapma yasağı. Olağanüstü hal, şartlar gereği temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan bir dönemdir, bu kısıtlanan özgürlüklere ifade özgürlüğü de giriyor. Bu nedenle bu dönemde halk iradesini ortaya koymakta sıkıntı yaşayacağından Anayasa değişikliği gibi önemli değişimlerin OHAL sırasında yapılması demokratik olmaz. Ancak Türkiye'de böyle bir kural yok çünkü bugüne kadar yapılan Anayasa değişikliklerinin neredeyse hepsi bir darbe ardından yapıldı ve darbeyi yapanlar OHAL içerisinde bu değişikliği daha rahat yapacaklarını bildiklerinden bu kural hiç uygulanmadı. Bu durum bile Türkiye'de demokrasinin bozukluğunu gösterir aslında. En son yapılan Anayasa değişikliğinin de gelecek genel seçime daha 2 sene olmasına rağmen hiçbir hukuki hatta mantıki sebep gösterilmeden darbe sonrası referandumları gibi olağanüstü hal sürecinde yapılmış olmasının, seçmenin iradesine ve seçimin meşruiyetine etkisini sizlerin kararına bırakmaktayım.
Referandumun kendisine dair yorumuma gelmeden değişikliği teklif edilen Anayasa maddelerine değinmek istiyorum. Bu maddelerin uygunluğu veya yanlışlığı daha tartışmaya açık bir konu. Tarafsız olarak maddelere bakıldığında başkana verilen yetkilerin meclise göre daha fazla olması göze çarpıyor, başkanın meclise etkisi başkanlık sistemlerinde olması gerekenden daha fazla olduğu açık çünkü genelde başkanlık sisteminde farklı güçleri (Yasama ve Yürütme) temsil eden parlamento ve başkanın keskin ayrılığı ve birbirine karşı yalnızlaştırılması esastır. Sıkıntılı durumlardan biri de şu anki cumhurbaşkanının partisine dönmesine izin veriliyor olması ve 2 yıllık ucube bir sistem yaratılması. Ayrıca başka bir sıkıntı olarak başkan yardımcılarının yetkileri ayrıntılı olarak açıklanmasına rağmen sayısına veya seçilmek için gerekli niteliklerine dair bir açıklama olmaması da bulunuyor. Ama yine de bir Anayasada olması gerektiği gibi maddeler ucu açık ve genel şekilde yapılmış zira Anayasa maddelerinin kısa ve genel olması, altının kanunla doldurulması; kazuistik, aşırı ayrıntılı olmasından evladır. Bu maddeler bile doğru kanunlar ile işler demokratik bir başkanlık sistemine dönüştürülebilir. Ama işte bu noktada insanın suratına Türkiye gerçeği bir yumruk gibi çarpıyor. Hükümetin, başında partili cumhurbaşkanı ile birlikte kanun çıkarma konusundaki gücünü düşündüğümüzde bu değişen Anayasa maddelerini etkileyen kanunların içeriğini tamamen bir partinin seçeceği açıktır. Bahsettiğim başkan yardımcılığı örneğine dönersek demokratik bir bakış açısı ile baktığımızda makul bir sayı sınırı ve seçilmek için gerekli niteliklerin kanunla kararlaştırılacağını öngörmek uygun iken Türkiye şartlarında nitelikleri geçip, sayı sınırı bile konulmasını beklememek daha doğru olacaktır. Ama yine de doğruyu söylemek gerekirse bu maddeler Türkiye'de bile normal şartlarda kabul edilmeyecek kadar suistimale açıktır. Bu da bizi referandumda normal şartların olmadığına götürür.
Anayasa değişikliği referandumunun meşruiyeti birçok yönden sallantıdadır. Bunun içerisinde mühürsüz oylar meselesi en belirgini ve bilineni. Aslında gelişmiş, demokratik bir ülkede mühürsüz oyların da sayılması gayet uygun ve adil bir karardır zira seçmenin oylarının, sırf sandık başkanı ya da mühür basımından kim sorumluysa onun sorumsuzluğu yüzünden geçersiz olması hakkaniyete uymaz. Ancak bizim ülkemizde bu çok büyük bir şaibeye sebep olacak bir karar ve neden şaibe yaratacağını anlatmama gerek bile yok. Bu durum demokrasinin işlerliği için gerekli olan güven ortamının Türkiye'de olmadığını gösterir. Onun dışında seçimle ilgili yapılan propagandalar ayrı bir saçmalık, tarafsız cumhurbaşkanının açıkça bir tarafı desteklemesi, mitingler yapması, direktifler vermesi ve hatta seçmenlerin bir kısmına ithamlarda bulunması korkunç bir anti-demokrasi örneğidir. Buna ses çıkarabilen bir kesimin dahi olmaması da cabası. Halk yönünde ise demokratik altyapının yokluğu ortada. Yapılan seçim bir Anayasa değişikliği referandumu olmasına rağmen parti seçimlerinde var olan fanatiklik mevcuttu. (KOY UN DEDİ LER KOYDUK XD) Hükümetin de etkisi ile şunlar evetçi şunlar hayırcı ayrımına tabii olan halk maddeleri okuyup kendi kararını vermeden civarındaki insanlara ve yahut partilere bakarak karar verdi. Ayrıca maddelerden birini, milletvekili seçim yaşı değişikliğini, hiç istemediği halde referandumda evet diyen birçok insanın varlığı, vereceği oyun kendi kararı olduğunu ve de değişiklik bu sebeple referandumdan dönerse bile o maddeyi çıkarıp yeniden referandum yapılabileceğinin bilinmemesi, düşünülmemesi halkın yönetildiği sisteme uzaklığının göstergesidir. Halkın ayrıca manipüle de edildiğinin apaçık bir kanıtı oy pusulalarındaydı; pusulalarda sadece bir renk ayrımı ile EVET ve HAYIR yazıyor, demokratik ülkelerde olması gerektiği gibi bunun ne seçimi olduğu ve nelerin değişeceğine dair bir açıklama bulunmuyordu, koskoca Anayasa değişikliği seçimi basit bir EVET-HAYIR cevabına indirgenmişti. Referandum adete evetçi misin hayırcı mısın seçimine dönmüştü. Herşeye rağmen Anayasa değişikliğinin çok küçük bir farkla kabul edilmesi bir umut olarak kabul edilebilir ancak bence o referandumdan sonra iş işten geçti bile, fark 1 kişi olsaydı bile fark etmez.
Bunlar Türkiye'nin gerçekleri ve bu gerçekleri bildiği halde boyun eğen insanlar da bir Türkiye gerçeği. Türkiye, cumhuriyetinin yüzüncü yılına yaklaşırken demokrasi kültürünün yokluğu ve de demokratik altyapının dahi bulunmaması ülkenin siyasi bakımdan ne kadar geri kalmış olduğunu ortaya koyuyor. Bu altyapının yokluğu her türlü demokrasiyi derinden etkilerken parlamenter sistemde etkisi çok daha fazladır. Çünkü demokratik altyapının olmadığı toplumlarda halkın kendine zarar verecek bir seçim yapma olasılığı yüksektir. Bunun parlementer sistemde etkisi şu yönden daha fazla olmaktadır; halkın meclise gidecek milletvekillerini seçerken bir tane yanlış/zararlı seçim yapması tek başına büyük bir sorun oluşturmazken bütün ülkeye yansıtıldığında bir kargaşaya sebep olur. Dediğim gibi demokratik altyapının yokluğu halkın aldatılmasının veya yanlış karar vermesinin kolay olduğu anlamına gelir, imkansız vaatler, yalanlar ve reklamcılık ile bir parti meclise girmeyi hatta iktidar olmayı kolayca başarabilir. Eğer bu durum birden fazla partide mevcut olursa ki genelde öyle olur halk doğal olarak bölünür birçok parti meclise girer ki zaten seçim barajının varlığı meclise giren parti sayısını azaltmak içindir, yoksa seçim barajı belki de en anti-demokratik uygulamalardan biridir. Çok fazla partinin olduğu meclisin çözüm yolu koalisyon hükümetine gidilmesidir. Koalisyon hükümeti normalde demokratik çıkmazların geçici çözümü iken (ve gelişmiş toplumlarda daha iyi çalışabilirken) bizim gibi demokratik altyapısız bir ülkede kronik bir şekilde tekrar tekrar yaşanabilir. Parlamenter sistemde hükümet yürütme yetkisini kullanır ve bu yetkinin yavaş, aksak, sık sık değişen şekilde kullanımı yönetimde istikrarsızlığa sebep olur, istikrarsızlık da halkın devlete güvenini azaltır, o da anarşiye sebep olur. Koalisyon hükümeti de işte bu istikrarsızlık için resmen biçilmiş kaftandır çünkü birbirleriyle anlaşmaya niyetli olmayan birden fazla partiden oluşan bir hükümet sürekli kendi içinde çatışacak, karar vermekte aksaklıklar yaşayacak ve hantal hareket edecektir. Bu hükümetlerin ülkemizde yarattığı dengesizlikler ve istikrarsızlık her ne kadar meme olmuş olsa da bir gerçektir. Halkın 7 Haziran seçiminden sonra 1 Kasımda AKP'yi tekrar iktidar yapmasının altında bu istikrarsız döneme dönme korkusu yatar (Bu korkuyu AKP kendi lehine kullanmıştır, orası ayrı). AKP de bu istikrarsızlık sorununa kesin çözüm olarak başkanlık sistemini bulmuş ve bunu referandum ile gerçekleştirmiştir.
Doğruyu söylemek gerekirse demokratik altyapının olmadığı bir toplumda başkanlık sistemi, parlamenter sisteme göre çok daha iyi işleyebilecek bir sistemdir. İlk olarak başkanlık sisteminde meclise fazla sayıda partinin girmesi sıkıntı yaratmaz çünkü genel seçimle sadece yasamayı etkilecek olan milletvekilleri seçilmektedir, parlamenter sistemde aynı genel seçimle seçilen hükümetin yürütme yetkisi bu sistemde ayrı bir seçimle gelen başkandadır. Başkan seçilen kişinin "yanlış" ya da "zararlı" olması halinde ise halkın bundan doğan zararların sorumlusunu tespit etmesi çok daha kolaydır zira ortada tek bir adam var (Kısacası THANKS OBAMA) ve başkanın cezai sorumluluğu da olduğundan adalet kolayca sağlanır. Meclise fazla partinin girmesi sıkıntı olmayacağı için seçim barajına gerek duyulmaz bu sayede çoğulcu demokrasilerde gerekli olan çok seslilik mevcut olur, en küçük azınlığa kadar halk temsil edilir. Başkan da meclis gibi halk tarafından seçilir ki bu yine demokratik bir yöntemdir, böylece yöneticilerin meşruiyeti daha yüksek olur. (2007'ye kadar cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmediğini hatırlatırım). Başkan yürütme gücünü tek başına kullandığı için istikrar kolay sağlanır ve yürütme gücünden arındırılmış meclis çok sesliliğin meşruiyetini arttırdığı yasama gücü ile kanun yaratır. Başkan partili olsa da meclise karşı gücü çok az olduğundan başkanla aynı partide olan milletvekilleri başkandan bağımsız çalışabilir. Meclisin başkanı kısıtlaması ise zaten zordur zira mecliste çok partinin varlığı başkana karşı tek bir tavır almalarını engeller ayrıca bu partilerin arasında tabii ki başkanın partisi de vardır. Bu sayede güçler ayrılığı keskin bir şekilde sağlanır, birbirlerine etkilemeleri büyük oranda engellenir ancak işbirliği ile hareket etmeleri de mümkün olur. En önemlisi de başkanlık sisteminin, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu demokratik altyapının oluşması için en iyi ortamın sağlamasındır. Çünkü başkanlık sistemi, demokrasi ve yönetimden uzak bir halk için kavraması daha kolay olan ve verdiği kararların yönetime etkileri daha bariz olduğu için halka demokratik tecrübe kazandıran bir sistemdir. Ben bu sistemin Türkiye'de siyasi huzur ve istikrar ortamını sağlayacağından eminim ve bu ortamın uzun vadede bir sonucu olarak ihtiyaç duyulan demokratik altyapının oluşacağını düşünmekteyim. O noktaya ulaşıldığında "daha" demokratik bir sistem olan parlamenter sistemin işler bir şekilde tekrar oluşturulması da mümkündür.
Ancak farketmiş etmiş olabileceğiniz gibi bu anayasa değişikliği ile gelmiş olan başkanlık sistemi hiç de benim bahsettiğim sisteme benzemiyor. Başkanın meclise etkisi çok fazla iken buna karşılık bir de çıkarabileceği cumhurbaşkanlığı kararnamesi pratikte yürütme alanını düzenleyen bir kanundan farksız ki bu meclisin başkanın alanına neredeyse hiç etkisi olamayacağı anlamına geliyor. Başkanın olağanüstü hal ilan etme gücü var ki bu da etkisiz eleman meclisi isterse bir de kaldırabileceği anlamına geliyor. Bunların üstüne başkanın partili olması da cabası, meclis neredeyse tamamen başkanın güdümünde bir kurum haline gelmiş oluyor. Başkan yardımcısının, başkan tarafından seçilmekten başka hiçbir niteliğe ihtiyacı yok ve başkanın yokluğunda yardımcı, başkanın bütün yetkilerini kullanabiliyor, bu ikisini toplarsak başkanın isterse herhangi bir kişiyi de facto başkan yapabileceği ortada. Bunlar öyle korkunç ihtimaller ki ülkede demokrasinin ölmesi işten bile değil. Bunlardan öte benim bahsettiğim başkanlık sisteminin iyi yönlerinin varlığı kesin bile değil. Mesela meclis her ne kadar etkisiz kılınmış olsa da seçim barajının kaldırılacağına veya en azından düşürüleceğine dair hiçbir gelişme yok. Meclis de başkan da halk tarafından seçilecek ama dediğim gibi demokratik altyapının yetersizliğinde halkın kendine zarar verecek seçimler yapması çok normal ve bu yetkilerle donanmış bir başkanın yaratabileceği zararlar, halkın deneme yanılma yöntemi kullanması için çok büyük. En kötüsü de başkanın cezai sorumluluğu olsa da onu denetleyecek ve yargılayacak kişiler yine başkan tarafından seçilecek olması, böylece cezai sorumluluk sadece sözde kalmış oluyor. İstikrar bu anlamda kesin olan tek şey, ancak bu Okyanusya tipi istikrar mı olur yoksa Dünya Devleti tipi mi bilemiyorum. Allah, ülkemizi ve milletimizi gelecek başkanlardan korusun.
Ülke için bir umut var mı tam emin değilim. Bu yeni sistemin bir Anayasa değişikliği ile tekrar değişmesi pekala mümkün ancak bunun için AKP kadar halk desteği almış yeni bir parti gerekli ve bu başkanlık sistemi içerisinde böyle bir partinin oluşması imkansıza yakın diyebilirim. Ayrıca bir şekilde böyle bir parti oluşsa bile o partinin genel başkanı yüzde 90 ihtimalle aynı zamanda devlet başkanı da seçileceği için (başkanlık seçimi ile genel seçimlerin aynı gün yapılmasını kurallaştırmalarının sonucu bu) kendi yetkilerini kısıtlayacak değişiklikleri yapacak kadar iyi niyetli bir parti olması da gerekiyor. Bu noktadan sonra olabilecek en iyi şey 2019'da malum kişinin başkan seçilememesi olur. Ben bu yönde de bir umut görmüyorum, her ne kadar son seçimi kılpayı kazanmış olsa da başkan adaylığı bakımından ona rakip olabilecek bir kişi Türk siyasetinde şu an mevcut bulunmamakta. Hani yeni bir cevher ortaya çıksa diyeceğim o da yeni olduğu, halk onu tanımadığı için seçilemez. Kısacası benim bir umudum yok be dostlar. Allah sonumuzu hayır etsin.
TL;DR: Anayasa hukuku finaline çalışmaktan beyni yanmış bir hukuk öğrencisinin; umutsuzluk, siyasi terimler ve zorunlu 1984 atıfı içeren beyin sıçmığı.
Gerçek TL;DR: AKP'nin başımıza açtığı bu sözde başkanlık sistemini hiçbir yönden tasvip etmemekle birlikte Türkiye'ye uygun olan ve ihtiyaç duyulan sistemin parlamenter sistem olmadığını, doğru şekillerde yapılmış bir başkanlık sistemi olduğunu düşünmekteyim. Bunun sebebi Türk halkının demokratik altyapıya ve demokrasi kültürüne hala sahip olmamasıdır. Parlamenter sistem bu altyapının olmaması halinde çok zorlanan hatta zarar veren (koalisyonlar, istikrarsızlık, anarşi vb.) bir sistem iken başkanlık sistemi bu altyapının yokluğunda çalışmaya uygundur ve de halkta demokratik altyapının oluşması için en iyi ortamı sağlamaktadır. Buna rağmen en son yapılan referandumdan beri ülkenin geleceği için kaygılarım tavan yapmış bulunmakta bundan sonra uzun bir süre iyi bir gelişme gerçekleşmeyeceği kanısındayım.
Okuma Sonu Notu: Eğer bu uzunluğuna rağmen okuyup beğendiyseniz ilerde farklı konular üzerine başka yazılar da yazmayı planlıyorum. Bir eleştiriniz varsa, bir yanlışımı gördüyseniz veya merak ettiğiniz bir soruyu sormak istiyorsanız çekinmeyin, geç de olsa (finaller hala devam ediyor amk) bir cevap vermeye çalışacağım. Bi de fazla umudunuz varsa alırım yaniii
submitted by ComputerGodCommunism to Turkey [link] [comments]


Fesih Yasağı Döneminde İş Yeri Kapandığı İçin İş Akdi Feshi Yapılır mı? 20 Yaş Altına Sokağa Çıkma Yasağı, Maske Takmak Zorunlu! Son DAKİKA: Sokağa çıkma YASAĞI !! Cumhurbaşkanı Erdoğandan virüs ile ilgili son değerlendirmesi. SkyTurk - Gündem Dışı Zorunlu Haberler Pavey İçin Meclisteki Etek Yasağı Kalkabilir Kısa Çalışma Ödeneği - Nakdi Ücretsiz İzin Desteği ve Bordro Uygulamaları Diyarbakır’da vatandaşlar zorunlu olarak getirilen maske yasağına uyuyor Nisan Ayı Bordrolama Uzaktan Eğitim SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI VE SONRASINDA YAŞANANLAR - 10 NİSAN - 2020

Özel araçta maske takmak zorunlu mu? Arabada maske takma ...

  1. Fesih Yasağı Döneminde İş Yeri Kapandığı İçin İş Akdi Feshi Yapılır mı?
  2. 20 Yaş Altına Sokağa Çıkma Yasağı, Maske Takmak Zorunlu!
  3. Son DAKİKA: Sokağa çıkma YASAĞI !! Cumhurbaşkanı Erdoğandan virüs ile ilgili son değerlendirmesi.
  4. SkyTurk - Gündem Dışı Zorunlu Haberler
  5. Pavey İçin Meclisteki Etek Yasağı Kalkabilir
  6. Kısa Çalışma Ödeneği - Nakdi Ücretsiz İzin Desteği ve Bordro Uygulamaları
  7. Diyarbakır’da vatandaşlar zorunlu olarak getirilen maske yasağına uyuyor
  8. Nisan Ayı Bordrolama Uzaktan Eğitim
  9. SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI VE SONRASINDA YAŞANANLAR - 10 NİSAN - 2020

Nisan ayında çalışma ve kısa çalışma ödeneği Ücretsiz izin ve Nakdi ücret desteği Sokağa çıkma yasağı gibi zorunlu hallerde ücretlendirme Kısa çalışma ödeneğ... Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıklamalarda bulunarak, 31 şehre araç giriş-çıkışlarının yasaklandığını ifade eden Erdoğan, 20 yaş altındakilere de soka çıkma yasağı ... Hükümet'in terör olayları yüzünden koyduğu yayın yasağı nedeniyle, SkyTurk'te yayınlanan Gündem Dışı Zorunlu Haberler... How to Grow Roses From Cuttings Fast and Easy Rooting Rose Cuttings with a 2 Liter Soda Bottle - Duration: 28:23. Mike Kincaid Recommended for you Zorunlu kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için gerekli kamu kurum ve kuruluşları (huzurevi, yaşlı bakım evi, rehabilitasyon merkezleri, acil çağrı merkezleri vb.) Covid-19 ile mücadele kapsamında maske kullanımı ve mesafe konusunda istenilen düzeye ulaşılmaması ve son günlerde pozitif vakaların artması sonucu Diyarbak... sokağa çıkma yasağı zorunlu göç gece sokağa çıkma yasağı sokağa çıkma yasağı hangi ülkelerde var sokağa çıkma yasağı istanbul son dakikacorona virüsü ... Salgınla birlikte işveren iş sözleşmesini feshetme yasağı getirilmesi, buna karşılık da işveren etek taraflı olarak ücretsiz izin hakkı tanınması bildiğiniz ... - Sokağa Çıkma Yasağı Gibi Zorunlu Hallerde Ücretlendirme - KÇÖ, Ücretsiz İzin ve Zorlayıcı Sebep Durumlarının Puantaj ve Ücret Bordrolarına Yansıtılması, İş-KUR Listeleri ve ...