Kadınla

KGBTR

2019.06.09 20:40 furkantopal KGBTR

Türkiye'nin en özgürlükçü topluluğu! Türk internetinin efsanesi "krdş grup bura ne beklion (KGB)" çıldırmaya burdan devam ediyor. Türkiye'nin sosyal medyasına birçok jargon, motto ve yeni mizah anlayışı kazandıran KGB grubu, üyelerin gruba, grubun da üyelerine fayda sağladığı özel bir oluşum. KGBTR, her şeyin özgürce sansürsüz bir şekilde konuşulduğu samimi ve kaliteli bir topluluktur. KGBTR'ye destek ol: https://kreosus.com/KGBTR This community is only for Turkish speakers...
[link]


2019.03.28 16:43 erkanporcay Burdurland

Porçay Topluluğu için Meme ve İçerik paylaşım platformu.
[link]


2020.11.28 20:18 Musafk Tamamen boktan, sanatsal değeri olmayan diyaloglar serisi ikinci bölüm

Akşam saatlerinde bir sokakta yürüyen genç, dar kaldırımı olan bir köşeden dönerken aynı köşeyi diğer taraftan dönen bir kadınla çarpışır. + Ya hayvan mısın ya sen, ne biçim geliyorsun öyle! - Abla kusura bakma ama aynı senin geldiğin gibi geldim. + Ne alakası var, genişten alman gerekirdi, zaten bu saatte araba da olmaz, rahatlıkla yolun ortasından gelebilirdin. - Abla ikimiz de dar bir şekilde döndük, eğer benim genişten almam gerekiyorsa senin de genişten alman gerekirdi, ya ikimiz de suçluyuz ya ikimiz de suçsuzuz + Bir kadın olarak benim böyle bir pozisyonda onu öngörmeme gerek yoktu, ama bir erkek olarak sen bunu önceden düşünmeliydin. - Abla kadınla erkekle ne alâkası var, eğer her köşeyi dönüşte araç trafiğinde olduğu gibi genişten almayı esas alacak olursak o zaman trafikte olduğu gibi burada da karşılıklı güven söz konusudur, ikimizin de cinsiyetimizden bağımsız olarak genişten almayı vazife bilmemiz gerekirdi. + Birincisi sen bunu direkt trafiğe benzetemezsin, trafik çok daha tehlikelidir ve çok sık kazalar gerçekleşir, bu olay ise olması çok nadir bir olay. İkincisi ben hem bir kadın olarak hem de yetişkin bir birey olarak onlarca dertle çileyle uğraşıyorum, akşam vaktinin ortasında yorgun argınken böyle bir olayı öngörmem imkansızdı. Sen ise hem erkeksin hem de gençsin, hiçbir derdin yok, böyle şeyleri öngörmen gerekirdi ve hazırlıklı olmalıydın. - Abla yine alâkasız konuşuyorsun, zaten dediğin gibi gerçekleşmesi çok düşük bir ihtimal olan bir olaydı bu, henüz genç ve temiz olan beynimi böyle düşük olasılıklı olaylara karşı hazırlıklı olma gibi boş işlerle dolduramam. Ayrıca karşındakinin dertlerini onu tanımadan bilemezsin, belki senden daha çok çile çekmişimdir bu hayatta. Kısacası burada suçlu değilim. + Ama ben mağdurum, ve bir suçlu olmak zorunda. - O zaman suçlu kişi bu kaldırımı haddinden fazla dar yapan mühendis olmalı. + Evet, bu adil gözüküyor. Adım gibi eminim ki o mühendis de erkektir. Genç olduğun için kendini bilinçli ve medeni sanabilirsin, ama senin de onlardan farkın yok. Büyüyünce onlardan birine dönüşeceksin sen de, siz bütün erkekler aynısınız! (Genci sollayıp hızlı adımlarla uzaklaşır) - Aynen abla, aynen...
15 dakika sonra
+Sa knk bugün ne oldu anlatsam inanmazsın. - As noldu knk? +Knk akşam okuldan eve dönüyordum. Bir yerden köşeyi dönmeden önce karşı dükkanın camekanından taş gibi bir kadının geldiğini gördüm. - Eee? + Knk dedim fırsat bu fırsat yürüdüm yürüdüm hiç farkında değilmişim gibi hayvancasına tosladım amk dhsjejduehwusjdeuwhsh - Siktir git aq + Knk valla lan, ilk defa bir kadına temas ettim amk, çok iyi bir histi. Baya göğüslerimiz tokuştu lan! Belki biraz zorlasam bir yerlerini elleyebilirdim ama yemedi. Kadın bir iki dk söylendi azarladı sonra gitti. - Olm senin sorunların var aq, mal mal şeyler uyduruyorsun. Git bir hayat edin lan kendine, porno izlemekten mal olmuşsun gerçek diye anlattığın şeye bak. + Knk inanmazsan inanma ben zevkime vardım sonuçta, kapatıyorum hadi by - bb (yazık aq)
submitted by Musafk to kopyamakarna [link] [comments]


2020.11.28 19:14 SnooTomatoes3856 her gün bir flood #14.2

hayatımda okuduğum en mükemmel flood okuyun okutturun. masterpiece...
Sizlerle hayatımda söylediğim en büyük yalanı pylaşmak istiyorum. Anlatacağım hikaye yarım falan değildir. Rahatlıkla okuyabilirsiniz. BÖLÜM 1 2015 yılıydı. Liseyi yeni bitirmiş üniversite sınavına girmiş ama barajı bile geçememiştim. Zaten kimsenin de benden pek bir umudu yoktu. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmamıştım. Annem ev hanımı, babam ise işi olmayan arada bir inşaatlarda amelilik yapan birisiydi. Zar zor geçinir kirayı bile zor öderdik. Birde benden 3 yaş küçük kız kardeşim var. Onun dersleri çok iyiydi. Bu yüzden benden umudu kesmişler, annemle babam bütün umutlarını ona yöneltmişlerdi. Bir gün babam sevinçli bir şekilde eve geldi. Yüzü gülüyordu. Eve gelir gelmez bizi salona çagırtmıştı. Babamın yanına gidip "Ne oldu baba?" diye sordum. Babam da heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı. "Bugün fabrikada kolileri kamyona yüklerken, fabrikanın patronuyla biraz konuştuk ona durumumu anlattım. O da bana Çanakkale'de bir fabrikasının daha olduğunu orada da elaman lazım olduğunu söyledi. Köy yeri olduğundan kiraları çok ucuzmuş hem de temiz hava alırız" dedi. Annem babama "Peki aylık maaşın ne kadar orada geçinebilecek miyiz?" diye sordu. Babam "2000 tl para alacağım. Hem bizim oğlan da işe girer biraz faydası dokunur." dedi. Babam kararlıydı kafası yatmıştı bu işe. Annem de kabul etti. Benim de zaten okulum bitmişti, çalışmaktan başka çarem yoktu. Bir kaç güne bütün eşyalarımızı toplayıp Çanakkale'nin köyünde tuttuğumuz eve taşındık. Yeni evimiz bayağı büyüktü. İlk defa kendime ait bir odam olacaktı. Köy de çok güzeldi. Denizi bile vardı. Bir kaç gün içinde eve yerleştikten sonra babamın bahsettiği fabrikaya gittik.
BÖLÜM 2 Bizi müdürün yanına çıkarttılar. Müdürün odasına girdiğimizde karşısında ayakta bekledik. Bu beni bayağı sinirlendirmişti. Benim için sorun değildi ama babamın öyle müdürün karşısında gariban bir şekilde beklemesi benim zoruma gitmişti. Müdür babam ve beni işe almıştı. Tabi ki de babamın fabrikanın sahibi ile geldiği ufak bir ayrıcılık vardı ama çokta umursanacak bir şey değildi bu. Tam kapıyı açmış dışarı çıkacaktım ki, karşıma çok güzel bir kız çıktı. Ne güzel kız diye geçirdim içimden. Kız yüzüme bile bakmadan müdüre "Baba" diye seslendi. Demek bu kız müdürün kızıydı. Hiç olmassa öğrenmiş olmuştum. Ertesi gün babamla birlikte işe başladık. Bu çalıştığımız fabrika balık fabrikasıydı. Kadınlar balıkları kılçıklarından ayırır benle babam da çöplerini atardık. Böyle çalışırken yanımıza bir tane araba durdu. Eski bir dobloydu. İçinden müdür ve kızı indi. Müdürün kızı direk yanımıza gelerek bana "Ne yapıyorsunuz siz?" diye sordu. Bende kıza "Çöpleri atıyoruz" dedim. Benim yaşımda olan bir kızın karşısında böyle bir vaziyette durmak beni utandırmıştı. Ayağımda çizme üştüm başım balık pisliği. Daha sonra kız babasının yanına giderek "Baba ne pis kokuyorlar, midem bulandı" dedi. Bunu iki kulağımda net bir şekilde duymuştu. Nasıl üzüldüm anlatamam normal şartlarda elimde ki bir kova balık pisliğini kafasına dökerdim ama bu iş babam için çok önemliydi. Belki kızın dediğini duymuştu ama duymamazlıktan geliyordu. Aradan aylar geçti ben ve babam hala balık çöplerini atıyorduk. Mola saati geldiğinde babamla birlikte bahçeye oturup dinlemeye başladık. Yanımıza müdür ve karısı gelerek babamla konuşmaya başladı. Müdürün karısı lafı üniversite sınavına getirdi. Bana bakarak "Sen girmiyor musun. Gerçi girsen de kağıt israfı olur" diyerek gülmeye başladı. Ulan ne biçim insanlardı bunlar. Hiç umursamamış gibi yaparak müdürün karısına "İstesem tam puan alırım o sınavdan sadece yapmak istemiyorum" gibi saçma bir cümle söylemiştim. Babam bir şeyler söylemek istiyordu ama diyemiyordu. Babamın bu huyundan nefret ederdim. Babam yeri gelince başlarım lan işine diyebilecek bir adam değildi. Tamam efendim, olur efendim diyenlerdendi. Müdür bana "Bizim kız bu yıl hukuku düşünüyor, en iyi dershaneye gidiyor" dedi. Bizimle uğraşıyordu bunlar yoksa ben mi öyle zannediyordum. Müdüre bakarak "Ben hiç bir dershaneye gitmeden de sizin kızınızı bu sınavda rahatlıkla geçebilirim" dedim. Müdür bu lafıma kızmış olmalı ki sert bir şekilde "Mola bitti" dedi. Babamla birlikte tekrardan balık çöpü atmaya devam ettik.
BÖLÜM 3 O gece yatağımda yatarken bunlar gibi şerefsizlerin genelde dizilerde olduğunu düşünürdüm ama gerçekte de varlarmış. Kendi kendime düşünürken aklıma bir fikir geldi. Üniversite sınavına daha 1 aydan fazla bir süre vardı. Eğer bu zaman içinde bir kitap alır sıkı çalışırsam gerçekten de kızlarını geçebilirdim. Bunları düşünürken uyuya kalmışım. Sabah babam beni işe uyandırdı. İşe gidip tekrardan çöpleri atmaya başladık. Babama "Baba ben üniversite sınavına hazırlanmak istiyorum. 1 ay kaldı derslere çalışıp adam akıllı bir iş sahibi olabilirim" dedim. Babam biraz düşündü "Sen yapamazsın işine bak" dedi. Ben de "Baba işten çıkıcam bugün" dedim. Babam hiç bir şey demedi. Molaya çıktığımız vakit müdürün odasına giderek "Ben istifa ediyorum" dedim. Müdür de "Ne oldu neden istifa ediyorsun?" diye sordu. Bende "Bir nedeni yok sıkıldım" diyerek odadan çıktım. Üzerimi değişip köyde bulunan bir kırtasiyeye girip üniversiteye hazırlık kitabı aldım. Eve gittiğimde kapıyı annem açtı. Bana şaşırarak baktı "Niye erkenden geldin?" diye sordu. Bende anneme "İşi bıraktım" dedim. Anneme bayağı bir laf anlattıktan sonra odama girip kitabı açtım. Yapacaktım, kararlıydım. Kimse bana inanmıyordu herkesi pişman edecektim. Başladım kitabı okumaya. Aradan 5 6 dakika geçmişti ki çok sıkılmıştım, resmen uykum geliyordu. Bu 1 ay ders çalışmak yerine cebimde ki parayı dışarıda gezerek harcadım. Sınav günü geldiğinde Çanakkale merkeze kadar gitmiştim. Sınavda zorlanıyordum hiç bir şey bilmiyordum ki. Ama matematiğe gelince bilerek öğretmenlerden boş kağıt isteyip duruyordum. Matematiği yapıyormuşum gibi gösteriyordum kendimi. Sürekli kağıt isteyince herkes bana bakar olmuştu, kendilerince zeki çocuk diyorlardı herhalde bana. Oysa ki kağıda soruların aynısını yazıyordum sadece. Sınav bitmiş eve giden otobüse binip kafamı koltuğa iyice yaslayıp düşünmeye başladım. "Annemle babam haklılardı ben yapamazdım bunu. Bana göre değildi. Müdürün kızı beni çok rahat geçerdi." Aradan biraz zaman geçtikten sonra sınav sonuçları açıklandı. Sonucuma bakmama gerek yoktu. Ama ne kadar kötü olabilirdi ki? Merakıma yenik düşüp sınav sonucumu açtığımda ilk girdiğim zamankinden daha da düşüktü. Ne salaktım ben. Keşke müdüre ve karısına sizin kızınızı rahatça geçebilirim demeseydim. Böyle mal mal otururken aklıma bir şey geldi. Öğeyi denetle ne güne duruyordu ki. Bunu ne müdür ne de karısı bilirdi. Hemen öğeyi denetle yaparak aldığım puanı düzelttim. Kendimi dereceye soktum neredeyse. Puanlarımı yükselttikten sonra internet cafeciden kağıda yazıcı ile çıkarttım. Kağıdı alır almaz babamın yanına yani fabrikaya gittim. Fabrikaya geldiğimde müdür karısı ve kızı masada oturmuş konuşuyorlardı. Kızları ağlıyordu. Ne güzel zamanlamaydı. Babam ise biraz arkalarında oturmuş çay içiyordu. Babamın yanına giderek biraz da duyulacak bir şekilde "Baba bak puana derece yapmışım" dedim. Babam elimde ki kağıda bakıyordu ama hiç bir şey anlamıyordu. Normal puanımı bile getirsem babam anlamazdı. Bana bakarak "Afferim oğlum" dedi. Daha sonra müdürün karısı bana seslenerek "Getir bakayım" dedi. Göğsümü kabarta kabarta yanlarına gidip elimde ki kağıdı gösterdim. Kadının yüzü düşmüştü. Kızına bakarak "Bu çocuk bile seni geçmiş" dedi. Hemen araya atladım. "Yalnız ben derece yaptım yani bir çok insanı geçtim. Aslında lys' de girerdim ama gerek yok ondan da yüksek puan alırım benim için önemli olan ygs'di. Oda çok kolaydı. Hiç çalışmadan derece yaptım. Bu sınavda zorlanan boşuna deniyordur." dedim. Bunları söyledikten sonra babamın yanına gittim. İçimde ki o boşluk dolmuştu resmen. Bu son bir kaç hafta güzel geçmişti.
BÖLÜM 4 Sıra da tercih vardı. Bunu da bir şekilde atlattım. Ama üniversite zamanı gelince ne yapacaktım ki? Annemlere yalandan "İstanbul'da bir üniversite kazandım" dedim. Yalan yalanı doğuruyordu sürekli. Artık gerçeği de söyleyemezdim. Boku çıkmıştı yani. Bir gün köyde dolaşırken kendi kendime "Ne yapacağım lan ben" diye söyleniyordum. Birden omzuma biri dokunarak "Napıyon lan" dedi. Bu arkadaşım Sedat'tı. Sedat'la muhabbet ederken bana "Antalya'da bir otelde çalışacağını söyledi." Orada yatıp kalkıp, yiyip içecekti. Birden kafama dank etti. Çok iyiydi. Bende Antalya'ya gidip orada çalişabilirdim. Hemde evdekilere üniversite gidiyordum diyebilirdim. Sedat'a bana da iş ayarlaması için ikna etmiştim. Okulların açılmasına az bir süre olmasına rağmen Annemle babama "Ben gidiyorum artık İstanbul'da ki kyk yurduna gitmem gerekiyor" dedim. Annem ağlamaya başladi babam ise neredeyse cebinde ki bütün parayı vermeye razıydı. Babam bana bakarak "Oğlum kusura bakma sana inanmadık, özür dileriz." dedi. Aşırı kötü olmuştum. Ah bir bilselerdi gerçegi ne derlerdi acaba. Bir kaç gün içinde valizimi toplayıp evdekilerle vedalaştıktan donra Sedat'la birlikte Antalya'nın yolunu tuttuk. Otele geldiğimiz de çok iyi insanlar bizi karşıladı. Bize yatacağımız yeri gösterdiler. Yemek ikram ettiler. Ne yapacağımızı söylediler. Bunlar da çalışanlardı, ve gerçekten de güzel insanlardı. Sedat daha önceden bu işi yaptiğı için otelde belboy olarak çalışıyordu. Ben ise otelin restourant bölümünde komi olarak çalışıyordum. Garsonun arkadasında dolanır, müşterilerin boşlarını toplardım. Aradan aylar geçmiş evdekiler beni arıyor "Okul nasıl gidiyor?" diye soruyorlar. Bana güveniyorlardı. Benim onlara yalan söyleyeceğimi tahmin etmiyorlardı. Bir şekilde durumu idare ediyordum. Babam para göndermek istiyor kabul etmiyordum. Yurtta her şey bedava paraya ihtiyacım olmuyor diyordum. Bir gün restourantın mutfağında yemek yerken beni resepsiyondan çagırdılar. Üstümü başımı düzeltip resepsiyona indim. Resepsiyonda ki adam "Sedat'ı bir yere yolladım şu müşteriyi odasına kadar götür" dedi. Bende kabul ettim. İlk defa birisini odasına götürecektim. Resepsiyona "Kimi götüreceğim" diye sorduğum da bana eliyle "Şu bayanı" dedi. Kadının yanına giderek ögrendiğim bir kaç kelime ingilizce ile "Please, follow me" dedim. Ben bir kaç adım atmıştım ki kadın bana bakarak, gözleri ile elinde ki valizi gösterdi. Doğru ya valizleri biz taşıyorduk. Gidip kadının elinde ki valizi aldım. Valiz ya çok ağırdı ya da ben çok güçsüzdüm. Allah'tan tekerlekleri vardı da götürebiliyordum. Asansöre bindiğimiz de kadının yüzüne baktım. Sanki hayattan bezmiş her an intihar edecek bir tipi vardı. Ama gayette güzel bir kadındı. Hatta çok güzel bir kadındı. Kadın yere bakıyor ben de kadına bakıyordum öylece. 11 kat bu şekilde çıktıktan sonra elimde ki kartı okutup odasına girdik. Odaya girer girmez kadın kendini yatağa attı. Ağzım açık bir şekilde kadına baktım. Elimde ki valizi bir köşeye bıraktım. Odadan tam çıkıyordum ki, kadın seslendi. Yatağın üzerine oturmuş bana bakarak ingilizce bir şeyler söylüyordu. Hiç bir şey anlamıyordum. Kadına bir şey söylemek istiyordum ama konuşmama fırsat bile vermiyordu. Tam o konuşurken odaya Sedat geldi. Sedat'ı görür görmez bi rahatlama gelmişti. Sedat'a "Bu kadın bir şeyler diyor anlamadım, sen konuş ben gidiyorum" dedim. Sedat "Tamam kanka" dedi. Odadan çıkana kadar kadın gözlerini benden ayırmadı. Restoranta çıkıp yine boş işleri yapmaya devam ettim.
BÖLÜM 5 Ertesi gün sabah kahvaltısında çalışırken o kadın geldi. Kahvatısını alıp bir masaya oturup yemeğini yemeye başladı. Yemeğini bitirdikten sonra boş tabaklarını almaya gittim. Tabağı alırken kadın kafasını kaldırıp bana öfkeli bir şekilde baktı. Yanlış bir şey mi yapıyordum, niye böyle bakıyor lan bu kadın? Tuttuğum tabağı bırakıp hemen şefin yanına gittim. Şefin yanına giderken arkama baktığımda kadın kafasını çevirmiş hala bakmaya devam ediyordu. Şefin yanında dururken restorant müdürü beni yanına çağırdı. Müdür bana " Sen bundan sonra gececi olarak çalışacaksın" dedi. Gececi çalışan çocuk vardı. Müdüre "Gececi ne olacak o da gündüze mi geçecek?" diye sordum. Müdür "Onun annesi hastalanmış memleketine gitti. O gelene kadar sen bakacaksın" dedi. Bende kabul ettim. Zaten kabul etmekten başka çarem yok. Mecbur yapacaktım. Hem o kadınıda artık görmek zorunda kalmayacaktım. Gececi olmak güzeldi. Saat 11 olduğunda iş başı yaptım. Sabah 7 ye kadar restorantta boş boş oturacaktım. Çok nadir müşteri gelirdi o da sadece bir kaç yudum içki içindi. Saatler geçmiyordu. Oturmuş barda telefonla oynarken uyumamak için kendimi zor tutuyordum. Saat gece 2 idi. Asansörden bir ses geldi. Kafamı uzatıp baktığımda gelenin bir müşteri olduğunu anladım. Ama asansörün önü karanlık olduğu için müşterinin yüzünü tam göremedim. Yavaş yavaş geldikçe başımdan aşagı kaynar sular döküldü. Gelen kişi odasını gösterdiğim kadındı. Ne işi vardı bu saatte burada? Bara gelip sandalyeye oturdu. Bana bakarak "Beer" demişti. Allah'tan bira istediğini anlamıştım. Kadına birayı verdikten bir kaç dakika sonra telefonum çalmaya başladı. Arayan kişi annemdi. Gecenin 2 sinde niye arıyordu ki? Kadın bana "Open" dedi. Telefonu açmamı istiyordu. Bende telefonu açtım bu saatte arıyorsa belki önemli bir şey olabilirdi. Telefonu açıp kulağıma getirdim "Efendim anne" dedim. Annem "Whatsapp'ta açıktın bende arayayım dedim. Nasıl gidiyor okulun?" diye sordu. Bende yalanlarıma devam ettim. Telefonla konuşurken kadın da bana bakıyordu. Konuşmayı kısa kesip telefonu kapatıp cebime koydum. Kadın elinde ki birayi bırakarak bana "Neden yalan söylüyorsun annene?" diye sordu. Şok olmuştum. Kadın türkçe konuşuyordu. Çok iyi değildi ama konuşuyordu. Kadına şaşkınlıkla bakarak "Türkçe biliyor musunuz, konuştuklarımı anladınız mı?" dedim. Kadın "Evet biliyorum" dedi. Kadına her şeyi anlattım. Bu şekilde yaptığımı ve bu durumun beni buraya getirdiğinden bahsettim. Kadınla resmen sabaha kadar konuştuk. Belki de benim mesaim bitmese konuşmaya devam ederdik. Daha sonra ertesi gün oldu ve kadın yine aynı saatte gelip tekrardan sabaha kadar konuştuk. Bana 28 yaşında olduğunu isminin Isabella ve Amerika'da yaşadığını söyledi. Isabella benden tam 9 yaş büyüktü. Ben 19 yaşındaydım o zamanlar. Gececi çocuk gelmemişti, bende tam 2 ay boyunca gececi olarak çalıştım. Bu 2 ay boyunca Isabella her gece geldi ve sabahlara kadar hep konuştuk. Benim sayemde Türkçesi bile gelişmişti. Normalde bir hafta kalması gerekiyordu ama 2.5 aydır bizim otelde kalıyordu. Sonunda gececi çocuk gelmişti. Müdür beni bu sefer sabah yerine akşama yazmıştı. Artık akşamcı olarak çalışacaktım. İsabella'ya son gececi olarak çalıştıgımda "Gececi çocuk geliyor artık onunla konuşursun" dedim. Bunu diyince sanki biraz üzülmüştü yada ben öyle zannetmiştim.
BÖLÜM 6 2 gün sonra akşamcı olarak çalışırken asansörden Isabella indi. Üzerine o kadar güzel elbise giyinmişti ki gözlerimi alamadım. Kalbim güm güm atmaya, nefesim hızlanmaya ve elim ayağım durduk yere titremeye başlamıştı. Garsonlardan birisi Isabella'dan sipariş almak için yanına gitmişti. Ben de o ara elimde ki boşları mutfağa götürüyordum. Aradan bir kaç dakika geçmişti ki garson yanıma gelerek "Olum masa 4 te ki kadın benim siparişimi o alsın" diyor. Nasıl alacaksın ingilizcen bile yok" dedi. Galiba türkçe konuşabildiğini benden başka bilen yoktu. Garsona "Ben alırım" dedim ve Isabella'nın yanına gittim. Allah'ım ne kadar güzeldi. Ama ben hiç umursamıyormuş gibi yaparak "Akşamları geldiğini bilmiyordum" dedim. Bana "Aslında bugün değişiklik olsun istedim" dedi. Isabella'nın siparişlerini aldıktan sonra servisini de ben yapmıştım. Restourant yemek servisi bitip gececi çocuk gelene kadar oturdu. Masadan kalkıp giderken elinde bir poşet gördüm taşımakta zorlanıyor gibiydi. Şefimize seslenerek ingilizce bir şeyler söyledi. Ardından şef bana seslenerek "Hanımefendinin elinde ki poşeti odasına kadar götür" dedi. Ulan nereden çıktı şimdi poşet, hiç uğraşmak istemiyordum. Gidip Isabella'nın elindeki poşeti alıp odasına kadar götürdüm. Odaya girdiğimiz de poşeti yere bırakıp "İyi geceler" dedim. Arkamı dönüp çıkıyordum ki beni kolumdan tutup yatağa itti. Yatakta öylece kalmıştım. Gidip kapıyı kapatıp arkadasını da kilitledi. Yanıma gelerek "Bunu daha önce yaptın mı?" diye sordu. Anlamıştım ama anlamamazlıktan gelerek "Neyi" dedim. "Sex"dedi. Kocaman gözleriyle gözlerime bakıyordu. Kekeleyerek "Benim gitmem gerek" dedim. Başladı dudaklarımdan öpmeye. Kalbim nasıl atıyordu anlatamam, ve o gece bakirliğimi kaybedip milli olmuştum. Üstelik bizim fabrikada ki müdürün kızından kat ve kat güzel bir kadınla birlikte. Ertesi gün aynı yatakta uyandık. Galiba Isabella'ya aşık olmuştum, kendimden 9 yaş büyük bir kadına. Bir kaç gün sonra beni annem aradı. Bana bağırarak ve ağlamaklı bir sesle "Bize nasıl yalan söylersin. Biz seni okul okuyor sanıyorduk niye bizi kandırdın. Baban birdaha buraya gelmesin benim öyle oğlum yok diyor" dedi ve telefonu yüzüme kapattı. Ögrendim ki Sedat'la birlikte otelde üzerimde garson kıyafeti varken fotoğraf çekinmiştik bu da instagrama atıyor ve kardeşim görüyor oradan da annem ve babam daha sonra Sedat'a ulaşıyorlar oda her şeyi söylüyor. Bir kaç defa annemle babama ulaşmaya çalıştım ama açmadılar bile telefonu. Daha fazla burada çalısamazdım belki babam buraya gelebilirdi o yüzden çıkmam lazımdı, birikmiş biraz param vardı bana bir süre yeterdi. Müdüre durumu anlatıp çıkmam gerektiğini söyledim. Zaten kış geliyordu işler düşecekti. Sen bilirsin dediler. Valizimi hazırlayıp otelin önüne geldim. Aslında Isabella'ya veda etmek istiyordum, ama yukarı çıkıp yanına gidemezdim. Bir kaç kere aramama rağmen telefonu da açmadı. Valizimle birlikte otelin karşısında oturuken kapıdan Isabella çıktı. Biraz sağa sola bakındıktan sonra beni gördü. Resmen koşarak yanıma geldi ve bana sarıldı. Ağlamaya başladı. Kafasını geri çekip gözlerime bakarak "Neden işi bıraktın, nereye gidiyorsun?" diye sordu. Bende ağlayarak "Bilmiyorum" dedim. Birlikte bir kafeye oturup ona durumu anlattım. Bunun üzerine Isabella "Benimle gel Amerika'ya" dedi. Aslında Amerika'ya gitmek istiyordum bunu hayal etmiştim, araştırmıştım ama bu şekilde gideceğimi hiç düşünmemiştim. Kabul ettim. Isabella'ya aşıktım. Olay nereden nereye gelmişti. Sırf bir ygs puanı olayı nerelere getirmişti. Bana vize aldıktan sonra ilk defa başka bir ülkeye gitmiştim. New york'a ayak bastım. Isabella beni evine getirdiğinde ağzım açık kaldı. Villa gibi bir evi kapısının önünde son model arabalar. Bu arabaların daha kötüsü bile bizim mahalleden geçtiğinde şaşkınlıkla bakardık, şimdi bunlar benim karşımda duruyorlardı.
BÖLÜM 7 SON Aslında buraya gelmemin nedenlerinden biriside Annemle babamın beni merak etmesini istememdi. Özlesinler istedim. Isabella ile evlendikten sonra bana Amerika vatandaşlığı verildi. 3 yıl boyunca burada kaldım. Birde erkek çocuğumuz oldu. Kendimden tam 9 yaş büyük bir kadından, ama bir şey ögrendim. Aşkın yaşı yoktur. Bu zaman boyunca ne annemi ne de babamı bir kere bile aramadım. Bunca zamandan sonra ben karım ve çocuğum birlikte tekrardan ülkeme memleketime döndüm. Sırf annem babam ve kardeşim için. İstanbul'da Isabella'nın üzerine araba kiraladık. En güzel araba olsun istedim. Ehliyetim olmadığı için Çanakkale'nin köy girişine kadar Isabella sürdü. Köye ise ben girdim arabayla. İlk işim fabrikaya gitmek oldu. Hala yerinde duruyordu. Arabayla fabrikanın önüne geldiğimde gözlerim doldu. Hala orada birisi çöpleri atıyordu, bunca zaman babam aynı işi yapıyordu. Arabadan inip babama doğru yaklaştım. Beni fark edememişti. Babama "Kolay gelsin" dedim. Babam arkasını dönüp "Eyvallah çok" dedi ve sustu. Beni tanıdı, onunda gözleri doldu. Koşarak babama sarıldım. O balığın kokusu öyle anı doldurdu ki içimi. Babam başladı sormaya "Sen neden bizi hiç arayıp sormadın polise gittik. Senin Amerika'ya gittiğini söylediler. Ama başka bir şey yapmadılar" dedi. Arabaya doğru el işareti yaparak Isabella'yı çağırdım. Isabella yanımıza kucağında oğlum ile geldi. Oğlumu kucağıma alarak babama "Baba bak torunun" dedim. Babam şaşırarak baktı. 22 yaşında oğlunun evli olması hatta çocuk sahibi olması her insanın başına gelen bir şey değildi sonuçta. Daha sonra müdür ve kızı çıktı piyasaya. Bana "Oooo sen neredesin yahu?" diye konuştu. Kızı arkada ki arabayı üzerimde ki elbiseleri görünce kıskançlığı yüzünden okundu. Aslında bunun olmasını da çok istiyordum. Müdüre bakarak "Babam da istifa ediyor" dedim. Babama "Hadi baba eve gidelim artık çalışmana gerek yok" dedim. Bir şekilde babamı ikna edip eve götürdüm. Evde annem ve kız kardeşim ile özlem giderdim. Herkesin aklında bir soru vardı. Bunca zaman neredeydin ve bu kadın ve çocukta kimdi. Her şeyi tek tek anlattım ama Isabella' nın yaşını 24 diye bahsettim. Hala yalan söyledim. Isabella aslında 31 yaşındaydı ama yaşını hiç göstermiyordu. Bir kaç ay ailemin yanında kaldıktan sonra tekrardan evimize döndük. 6 7 ay sonra tekrardan gitmek istemiştim ama coranavirüs çıktığı için gidemedim. Ama iki gün önce tekrardan annem ve babamın yanındayım. Babama köyde ufak bir dönerci dükkanı açtık ve kendini geçindiriyor. Böylesi onun için daha iyi. Ben Isabella ile tanıştiğımda bana parasından hiç bahsetmedi bu kadar zengin olduğunu bilmiyordum. Ama Isabella bana hiç bir zaman nasıl bu kadar parası olduğundan bahsetmedi. Çok saçma belki ama gerçek bunlar. Bir otelde, birisine aşık olmak çok saçma. Yalanımın sonu buraya geldi. Normalde detaylara girseydim çok uzun olurdu. Malum telefondan yazıyorum. Her neyse siz siz olun yalan söylemeyin.
submitted by SnooTomatoes3856 to akagas [link] [comments]


2020.11.27 03:48 Dizlaykded007 Karı kız

Beyler kendinizden en fazla kaç yaş büyük bi kadınla çıktınız.birisiyle tanıştım aramızda 3 yaş var kafalar uyarsa yaşın bi önemi kalır mı ?
submitted by Dizlaykded007 to KGBTR [link] [comments]


2020.11.26 13:43 mfelat Düğüne altı hamile kadınla geldi!

Düğüne altı hamile kadınla geldi! submitted by mfelat to resmihaber [link] [comments]


2020.11.24 10:50 RecepGay89 öğretmenler günü'nü kutlamak için sebepler

öğretmenler günü'nü kutlamak için harika sebepler değil mi?
submitted by RecepGay89 to Turkey [link] [comments]


2020.11.23 18:48 DiyetisyenTugbaYprk ZAYIFLAMA ÇAYLARI

Zayıflama Çayları

Tek başına bitkilerden hazırlanan çaylar olabildiği gibi çeşitli bitkilerin karıştırılmasıyla ortaya çıkan zayıflama çayları da mevcuttur. Günümüzde adından sıkça söz ettiren popüler olmuş çayları merak ediyorsanız yazıyı okumaya devam edebilirsiniz.
Zayıflama Çaylarının Diyetteki Yeri Nedir?
Zayıflama çayları birçok diyette kullanılmakta ve kilo vermeye olan faydaları da bariz gözle görülmektedir. Günümüzde çoğu insan fazla kilolarından dolayı rahatsız olmakta ve bu kilolarından kurtulmak istemektedir. Bu işlemi gerçekleştirirken hem hızlı hem de sağlıklı yöntemler aramaktadırlar. Bu hususta devreye zayıflama çayları girmektedir.
Zayıflamayı kontrollü bir şekilde gerçekleştirmek için zayıflama çayları çok etkilidir. Aynı zamandan kullanım açısından basit olmasıyla da tercih edilen bu çaylar, zayıflamayı oldukça kolaylaştırmaktadır. İçerdiği besin değerleri ile vücutta birikebilecek yağları engeller ve kilo gibi sebeplerden dolayı oluşan ödemlerin atılmasını kolaylaştırır. Bunun dışında metabolizmadaki şeker seviyesini kontrol eder ve bağırsak sağlığını da iyi gelmektedir. Yani bu faydaların bize gösterdiği bize gösterdiği bir bilgi vardır. Bu bilgi, zayıflama çayları insanların zayıflamasını sağlarken bir yandan da sağlıklarını korumaktadır.
Fakat her gıdada olduğu gibi gereğinden fazla kullanımda bu çayların da zararları olabilmektedir. Aynı zaman da hangi bitki çayının zayıflamaya yardımcı olduğunu da bilmek son derece önemlidir. Yeşil çay ve beyaz çay, yağ yakımına olan olumlu etkileri sayesinde zayıflama diyetlerinde sık sık yerini almaktadır. Bunun dışında kiraz sapı ve funda yaprağı gibi çaylar vücutta oluşan ödemlerin atılmasında son derece etkilidir. Bu çayların düzenli olarak içilmesine dayalı fazla kilolarınızdan rahatlıkla kurtulabilirsiniz. En önemlisi de bu fazla kilolarınızı verirken sağlığınızdan ödün vermemiş olursunuz.
Zayıflama Çaylarının Vücuda Faydaları Nelerdir?
Günümüzde kilo sorunları ile savaşanlar zaman zaman zayıflama çayları kullanılmaktadırlar. Bazı bitki çaylarının yağ yakımını hızlandırıcı etkileri ve ödem gibi sorunları çözmede faydalı olduğunu hemen hemen çoğu kişi tarafından bilinmektedir. Kişiyi zinde tutma gibi birçok faydası sayesinde diyetlerde sadece zayıflamak için yerini almamaktadır.
Zayıflama çayları, kilo vermek isteyen kişiler için önemli gıdalardan sayılmaktadır. Kilo verirken sağlığımı da korumak istiyorum diyenler için nokta atışı olan bu çaylar, formunuzu korurken sağlığınızı da önemsemektedir. Fakat gereğinden fazla kullanımda ciddi zararları olan bu çayların kullanımına oldukça dikkat etmelisiniz. Unutmayın ki zayıflama çayları tüketimini günde iki katına çıkardığınızda verdiğiniz kilo da iki katına çıkmaz. Bu yüzden gereksiz çok tüketimden kaçınmanız gerekmektedir.
Zayıflama çayları içerken yaptığınız antrenmanlar ve egzersizler kilo vermenizi arttırmaktadır. İstenmeyen yiyecekleri içinde bulunduran diyetler yerine sık tercih edilen bu çaylar kişinin bu dönemde psikolojisine de iyi gelmektedir. İstenmeyen yiyeceklerin tüketiminden kurtularak rahat bir diyet sunan zayıflama çayları, kolaylığı yönünden de çok sevilmektedir. Unutmamanız gereken noktalardan bir tanesi de az önce anlattığımız kullanım miktarıdır. Bu çayların faydaları düzenli ve yeteri kadar kullanımda görülmekte olup, gereksiz kullanımından vücuda faydadan çok zarar vermektedir.
Zayıflama Çayları ile Kaç Kilo Verilir?
Akıllara gelen diğer sorulardan biri ise zayıflama çayları ile ne kadar kilo verebileceğinizdir. Bu çaylar ile haftada 4 kiloya kadar vermeniz mümkündür. Fakat zayıflama çayları içine bazı eklentiler eklerseniz bu mümkündür. Bu eklentilerin, yağ yakımını hızlandırıcı etki yaptıklarından dolayı çayların içine atılması önerilmektedir. Tarçın, elma, limon, karabiber ve karanfil gibi gıdaların bitki çayları ile buluşması ile müthiş zayıflama çayları yapmanız çok kolaydır. Bu içeceğinizi düzenli olarak tükettiğinizde istediğiniz rakamlara hızlıca ulaşabilirsiniz.
Haftada 4 kilo gibi rakamları arttırmanız tamamen sizin beslenme düzeninize ve antrenman programınızı ne kadar sıklıkla uyguladığınıza kalmış bir şeydir. Düzenli beslenme ve antrenman ile tükettiğiniz bu çayların, kilo verme amacınıza sizi ulaştırması daha kolaydır. Yine de tek başına etkili olan bu çayları spor yapmadan tüketebilir, kilo verme hızınız yavaşlasa da zayıflamak için etkili olabilmektedir. Bunların dışında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus çayların kullanım miktarlarıdır. Ne kadar çok kullanım o kadar hızlı kilo verme gibi bir tespit olmadığı gibi, bu durumun size zarar verebilme ihtimali vardır. Bu yüzden tüketiminize son derece dikkat etmeniz gerekmektedir.
Zayıflama Çaylarının Olumsuz Yönleri
Bitki çaylarının düzenli kullanılması haftada ortalama 4-5 litre su kaybettireceğinden vücut ağırlığında da eksiklik ortaya çıkaracaktır. Bu durum bitki çaylarının kilo verdirdiği söylemlerini ortaya çıkarmıştır. Ancak vücuttan verilen ağırlık yağdan değil sudandır ve bu su da geri alınacaktır. Dolayısıyla etkili bir kilo kaybı gözlenemez. Miktarı abartılarak içilen ve zararsız olduğu düşünülen bitki çayları ileride böbrek yetmezliği sorunlarına kadar problemlere yol açmaktadır.
Zayıflama Çaylarının Olumlu Yönleri
Bitki çayları vücutta idrar söktürücü, bağırsak yumuşatıcı, sindirimi uyarıcı, terleme arttırıcı, gaz giderici gibi olumlu etkilere de sahiptir. Zayıflama çayı olarak nitelendirilen çayların da günlük maksimum 2 fincan içilmesi tavsiye edilmektedir. Hiç bir bitkisel ürün tek başına mucizevi etki yaratmaz. Diyete kontrollü bir şekilde eklenen bitki çayları doğrudan yağ yakmadığı gibi ancak sindirim sistemine yardımcı, metabolizma hızlandırıcı, ödem atıcı gibi etkiler gösterir. Bitki çaylarınızın diyet programları içerisinde tüketmeniz gereken su miktarının içerisinde sayılacağını düşünmeyin. Su tüketiminizi gerçekleştirdikten sonra zayıflama amaçlı bitki çaylarının 2 fincandan fazla olmamak kaydı ile tüketilmesinin sizin için pozitif etkileri olacağını unutmayınız.
Zayıflama Çayları Nelerdir?
Yeşil Çay
Yeşil çay E vitamini, aktif madde olarak kateşinler ve polifenoller içerir. Aynı zamanda iyi bir C vitamini kaynağıdır. Kalp hastalığına, kolestrole, zayıflamaya, diyabete, depresyona, kan basıncını düzenlemeye, Parkinson ve Alzheimer hastalıklarına karşı olumlu etki gösterir. Ayrıca cilt sağlığı için de önem taşır. Vücuttaki fazla suyun atılmasında ve kafein içeriği ile metabolizmayı hızlandırıcı etkisi mevcuttur. Ancak kafein içeriğinden dolayı uykusuzluk problemi yaşayan bireylerde önerilmemektedir. Çeşitli çalışmalarda yeşil çay kullanan kişilerin içerisinde bulunan kateşinler sayesinde, deri altı karın yağlarında ve trigliseritlerinde büyük oranda azalma görülmüştür. İçerdiği vitamin ve mineraller birçok hastalığa karşı olumlu etki gösterse de özellikle kanser türevi hastalıklarda kullanımının minimuma indirilmesi veya tamamen kesilmesi gerekebilir. Hassas ilaç tedavisi gören hastalar, hamile ve emzikli anneler doktor kontrolünde tüketmelidir. Önerilen miktarsa günde 2-3 fincan yeşil çay içilmesidir.
Pu-erh Çayı

Çin’in Yunnan eyaletindeki çay ağaçlarından elde edilen pu-erh çayı, yavaş bir fermantasyon sürecinden geçtikten sonra, kendine özgü siyah rengine ulaşır. İçerdiği değerli antioksidanlarla kanseri tetikleyen serbest radikallere karşı savaş açan pu-erh çayı, vücuttaki iltihabın atılmasına, içerdiği antioksidanlar sayesinde besinlerin kolayca parçalanmasına ve sindirimin hızlanmasına neden olur. Bununla birlikte yüksek miktarda kafein içermektedir. Kafein kasları, kalbi ve merkezi sinir sistemini uyarır. İçerisindeki florür kemikleri güçlendirir. Yüksek kolesterol ve diyabet için de düşürücü etki gösterir. Pu-erh çayında bulunan ‘sintaz’ yağ asitleri, yağ metabolizmasını uyarır ve buna bağlı olarak yağ hücrelerini parçalayıcı özelliğe sahiptir. Hazırlanışı diğer bitki çaylarına göre biraz farklıdır. Çay yaprakları üzerine kaynar su döküyoruz ve 10 saniye kadar bekliyoruz. İlk demlenen çayı bardağa boşaltıp, kullanmıyoruz. Tekrar çaydanlığa su koyuyoruz ve 20 saniye demlenmesini bekleyerek bardağa süzüyoruz. Aynı yaprağı 5-6 kez daha demlemek için kullanabiliriz. Günde 4 fincana kadar tüketiminde sakınca görülmemektedir.
Beyaz Çay

Üretimi büyük dikkat ve çaba gerektiren beyaz çayın en kaliteli hali erken ilkbahar zamanında toplanır. Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz beyaz çay; metabolizma hızını artırıyor, yağ yakılmasına yardımcı oluyor, cildi olumsuz etkilerden koruyor ve dişlerin güçlenmesine destek oluyor. Daha hafif bir aromaya sahip olan beyaz çayın kafein içeriğinin düşük olması uyku sorunu yaşayan bireyler için de tercih edilmesi daha kolay bir çaydır. İçerisindeki antioksidanlarla stresi önlemede de önemli etkiye sahiptir. Demleme süresi söz konusu olunca beyaz çay; siyah ve yeşil çaya nazaran daha toleranslıdır. Ancak çok uzun süre demlemek beyaz çayın acılaşmasına neden olabilir. Kaynamış suda ortalama 3-5 dakika demlemek yeterli olacaktır. Kaliteli bir beyaz çayı birkaç kez demlemek mümkündür.
Kuş Otu Çayı
Hafif müshil etkisi bulunan kuş otu çayı, şişliği önler ve fazla suyun vücuttan atılmasına yardımcı olur. Metabolizmayı hızlandırır. Potasyum ve magnezyum bakımından zengin olması bağırsakları yumuşatır, kabızlığı önler. İdrar söktürücü olup sindirim sistemini düzenler ve ödem atar. Günde 3 fincandan fazla tüketilmesi ishale neden olabilmektedir. 1 fincan için 2 tatlı kaşığı kadar kurutulmuş kuş otu bitkisi koymak yeterlidir. Ortalama 2-4 dakika demleyip tüketime hazır hale getirebiliriz.
Yaban Mersini Çayı
Yaban mersini faydaları içinde bulunan antioksidanların hastalıklara yol açan Gözlerin gece görüşünü geliştiren ve ışık değişimlerine hızlı adapte olmasını sağlayan “rodopsin” pigmentinin üretimini arttırır. İçinde bulunan “tanen” iltihap önleyici özelliğe sahiptir ve ishal tedavisinde etkilidir. Yaban mersini çayının en büyük özelliği kan şekerini dengeleyerek yemeklerden önce iştah kontrolü sağlamaktır. 1 fincan çay için 2 kaşık yaban mersinini 5 dakika süresince suda kaynatıyoruz. Fazla kaynaması antioksidan özelliğini kaybettireceğinden süreye dikkat etmeliyiz. Ateşten aldıktan sonra 20 dakika kadar soğumaya bırakıyoruz. Ilık şekilde tüketilebilir.
Zencefil Çayı
Geleneksel ve alternatif tıpta zencefil büyük ölçüde mide rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılsa da sindirimi kolaylaştırdığı, bulantıyı kestiği ve soğuk algınlığıyla mücadelede etkili olduğu biliniyor. İçerisinde bulunan ‘gingerol’ maddesi güçlü bir antioksidan ve anti eflamatuvardır. Bir grup kadınla yapılan araştırmanın sonuçları incelendiğinde 1-1,5 gram kadar zencefilin bulantıya çözüm olduğu görülmüştür. Kronik hazımsızlık karşısında da etkili bir silahtır. 1 bardak suyu kaynatıyoruz. İçine ince dilimler veya küçük parçalar halinde zencefili atıyoruz. Yaklaşık 10 dk kadar demlenen zencefil çayına isteğe göre limon, diyabet durumu yoksa bal ve çeşitli bitkiler eklenerek tüketilebilir.
Zayıflama Çayları
• Zayıflama Çaylarının Diyetteki Yeri Nedir?
• Zayıflama Çaylarının Vücuda Faydaları Nelerdir?
• Zayıflama Çayları ile Kaç Kilo Verilir?
• Zayıflama Çaylarının Olumsuz Yönleri
• Zayıflama Çaylarının Olumlu Yönleri
• Zayıflama Çayları Nelerdir?
o Yeşil Çay
o Pu-erh Çayı
o Beyaz Çay
o Kuş Otu Çayı
o Yaban Mersini Çayı
o Zencefil Çayı
o Maydanoz Çayı
o Tarçın Çayı
o Mate Çayı
o Oolong Çayı
o Hibiskus Çayı
o Acı Biber Çayı
• En Etkili Zayıflama Çayları
• Zayıflama Çayları Tüketimi Nasıl Olmalıdır?
Tek başına bitkilerden hazırlanan çaylar olabildiği gibi çeşitli bitkilerin karıştırılmasıyla ortaya çıkan zayıflama çayları da mevcuttur. Günümüzde adından sıkça söz ettiren popüler olmuş çayları merak ediyorsanız yazıyı okumaya devam edebilirsiniz.
Düzenli be
Zayıflama Çaylarının Diyetteki Yeri Nedir?
Zayıflama çayları birçok diyette kullanılmakta ve kilo vermeye olan faydaları da bariz gözle görülmektedir. Günümüzde çoğu insan fazla kilolarından dolayı rahatsız olmakta ve bu kilolarından kurtulmak istemektedir. Bu işlemi gerçekleştirirken hem hızlı hem de sağlıklı yöntemler aramaktadırlar. Bu hususta devreye zayıflama çayları girmektedir.
Zayıflamayı kontrollü bir şekilde gerçekleştirmek için zayıflama çayları çok etkilidir. Aynı zamandan kullanım açısından basit olmasıyla da tercih edilen bu çaylar, zayıflamayı oldukça kolaylaştırmaktadır. İçerdiği besin değerleri ile vücutta birikebilecek yağları engeller ve kilo gibi sebeplerden dolayı oluşan ödemlerin atılmasını kolaylaştırır. Bunun dışında metabolizmadaki şeker seviyesini kontrol eder ve bağırsak sağlığını da iyi gelmektedir. Yani bu faydaların bize gösterdiği bize gösterdiği bir bilgi vardır. Bu bilgi, zayıflama çayları insanların zayıflamasını sağlarken bir yandan da sağlıklarını korumaktadır.
Fakat her gıdada olduğu gibi gereğinden fazla kullanımda bu çayların da zararları olabilmektedir. Aynı zaman da hangi bitki çayının zayıflamaya yardımcı olduğunu da bilmek son derece önemlidir. Yeşil çay ve beyaz çay, yağ yakımına olan olumlu etkileri sayesinde zayıflama diyetlerinde sık sık yerini almaktadır. Bunun dışında kiraz sapı ve funda yaprağı gibi çaylar vücutta oluşan ödemlerin atılmasında son derece etkilidir. Bu çayların düzenli olarak içilmesine dayalı fazla kilolarınızdan rahatlıkla kurtulabilirsiniz. En önemlisi de bu fazla kilolarınızı verirken sağlığınızdan ödün vermemiş olursunuz.
Zayıflama Çaylarının Vücuda Faydaları Nelerdir?
Günümüzde kilo sorunları ile savaşanlar zaman zaman zayıflama çayları kullanılmaktadırlar. Bazı bitki çaylarının yağ yakımını hızlandırıcı etkileri ve ödem gibi sorunları çözmede faydalı olduğunu hemen hemen çoğu kişi tarafından bilinmektedir. Kişiyi zinde tutma gibi birçok faydası sayesinde diyetlerde sadece zayıflamak için yerini almamaktadır.
Zayıflama çayları, kilo vermek isteyen kişiler için önemli gıdalardan sayılmaktadır. Kilo verirken sağlığımı da korumak istiyorum diyenler için nokta atışı olan bu çaylar, formunuzu korurken sağlığınızı da önemsemektedir. Fakat gereğinden fazla kullanımda ciddi zararları olan bu çayların kullanımına oldukça dikkat etmelisiniz. Unutmayın ki zayıflama çayları tüketimini günde iki katına çıkardığınızda verdiğiniz kilo da iki katına çıkmaz. Bu yüzden gereksiz çok tüketimden kaçınmanız gerekmektedir.
Zayıflama çayları içerken yaptığınız antrenmanlar ve egzersizler kilo vermenizi arttırmaktadır. İstenmeyen yiyecekleri içinde bulunduran diyetler yerine sık tercih edilen bu çaylar kişinin bu dönemde psikolojisine de iyi gelmektedir. İstenmeyen yiyeceklerin tüketiminden kurtularak rahat bir diyet sunan zayıflama çayları, kolaylığı yönünden de çok sevilmektedir. Unutmamanız gereken noktalardan bir tanesi de az önce anlattığımız kullanım miktarıdır. Bu çayların faydaları düzenli ve yeteri kadar kullanımda görülmekte olup, gereksiz kullanımından vücuda faydadan çok zarar vermektedir.
Zayıflama Çayları ile Kaç Kilo Verilir?
Akıllara gelen diğer sorulardan biri ise zayıflama çayları ile ne kadar kilo verebileceğinizdir. Bu çaylar ile haftada 4 kiloya kadar vermeniz mümkündür. Fakat zayıflama çayları içine bazı eklentiler eklerseniz bu mümkündür. Bu eklentilerin, yağ yakımını hızlandırıcı etki yaptıklarından dolayı çayların içine atılması önerilmektedir. Tarçın, elma, limon, karabiber ve karanfil gibi gıdaların bitki çayları ile buluşması ile müthiş zayıflama çayları yapmanız çok kolaydır. Bu içeceğinizi düzenli olarak tükettiğinizde istediğiniz rakamlara hızlıca ulaşabilirsiniz.
Haftada 4 kilo gibi rakamları arttırmanız tamamen sizin beslenme düzeninize ve antrenman programınızı ne kadar sıklıkla uyguladığınıza kalmış bir şeydir. Düzenli beslenme ve antrenman ile tükettiğiniz bu çayların, kilo verme amacınıza sizi ulaştırması daha kolaydır. Yine de tek başına etkili olan bu çayları spor yapmadan tüketebilir, kilo verme hızınız yavaşlasa da zayıflamak için etkili olabilmektedir. Bunların dışında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus çayların kullanım miktarlarıdır. Ne kadar çok kullanım o kadar hızlı kilo verme gibi bir tespit olmadığı gibi, bu durumun size zarar verebilme ihtimali vardır. Bu yüzden tüketiminize son derece dikkat etmeniz gerekmektedir.
Zayıflama Çaylarının Olumsuz Yönleri
Bitki çaylarının düzenli kullanılması haftada ortalama 4-5 litre su kaybettireceğinden vücut ağırlığında da eksiklik ortaya çıkaracaktır. Bu durum bitki çaylarının kilo verdirdiği söylemlerini ortaya çıkarmıştır. Ancak vücuttan verilen ağırlık yağdan değil sudandır ve bu su da geri alınacaktır. Dolayısıyla etkili bir kilo kaybı gözlenemez. Miktarı abartılarak içilen ve zararsız olduğu düşünülen bitki çayları ileride böbrek yetmezliği sorunlarına kadar problemlere yol açmaktadır.
Zayıflama Çaylarının Olumlu Yönleri
Bitki çayları vücutta idrar söktürücü, bağırsak yumuşatıcı, sindirimi uyarıcı, terleme arttırıcı, gaz giderici gibi olumlu etkilere de sahiptir. Zayıflama çayı olarak nitelendirilen çayların da günlük maksimum 2 fincan içilmesi tavsiye edilmektedir. Hiç bir bitkisel ürün tek başına mucizevi etki yaratmaz. Diyete kontrollü bir şekilde eklenen bitki çayları doğrudan yağ yakmadığı gibi ancak sindirim sistemine yardımcı, metabolizma hızlandırıcı, ödem atıcı gibi etkiler gösterir. Bitki çaylarınızın diyet programları içerisinde tüketmeniz gereken su miktarının içerisinde sayılacağını düşünmeyin. Su tüketiminizi gerçekleştirdikten sonra zayıflama amaçlı bitki çaylarının 2 fincandan fazla olmamak kaydı ile tüketilmesinin sizin için pozitif etkileri olacağını unutmayınız.

Zayıflama Çayları Nelerdir?
Yeşil Çay
Yeşil çay E vitamini, aktif madde olarak kateşinler ve polifenoller içerir. Aynı zamanda iyi bir C vitamini kaynağıdır. Kalp hastalığına, kolestrole, zayıflamaya, diyabete, depresyona, kan basıncını düzenlemeye, Parkinson ve Alzheimer hastalıklarına karşı olumlu etki gösterir. Ayrıca cilt sağlığı için de önem taşır. Vücuttaki fazla suyun atılmasında ve kafein içeriği ile metabolizmayı hızlandırıcı etkisi mevcuttur. Ancak kafein içeriğinden dolayı uykusuzluk problemi yaşayan bireylerde önerilmemektedir. Çeşitli çalışmalarda yeşil çay kullanan kişilerin içerisinde bulunan kateşinler sayesinde, deri altı karın yağlarında ve trigliseritlerinde büyük oranda azalma görülmüştür. İçerdiği vitamin ve mineraller birçok hastalığa karşı olumlu etki gösterse de özellikle kanser türevi hastalıklarda kullanımının minimuma indirilmesi veya tamamen kesilmesi gerekebilir. Hassas ilaç tedavisi gören hastalar, hamile ve emzikli anneler doktor kontrolünde tüketmelidir. Önerilen miktarsa günde 2-3 fincan yeşil çay içilmesidir.
Pu-erh Çayı
Çin’in Yunnan eyaletindeki çay ağaçlarından elde edilen pu-erh çayı, yavaş bir fermantasyon sürecinden geçtikten sonra, kendine özgü siyah rengine ulaşır. İçerdiği değerli antioksidanlarla kanseri tetikleyen serbest radikallere karşı savaş açan pu-erh çayı, vücuttaki iltihabın atılmasına, içerdiği antioksidanlar sayesinde besinlerin kolayca parçalanmasına ve sindirimin hızlanmasına neden olur. Bununla birlikte yüksek miktarda kafein içermektedir. Kafein kasları, kalbi ve merkezi sinir sistemini uyarır. İçerisindeki florür kemikleri güçlendirir. Yüksek kolesterol ve diyabet için de düşürücü etki gösterir. Pu-erh çayında bulunan ‘sintaz’ yağ asitleri, yağ metabolizmasını uyarır ve buna bağlı olarak yağ hücrelerini parçalayıcı özelliğe sahiptir. Hazırlanışı diğer bitki çaylarına göre biraz farklıdır. Çay yaprakları üzerine kaynar su döküyoruz ve 10 saniye kadar bekliyoruz. İlk demlenen çayı bardağa boşaltıp, kullanmıyoruz. Tekrar çaydanlığa su koyuyoruz ve 20 saniye demlenmesini bekleyerek bardağa süzüyoruz. Aynı yaprağı 5-6 kez daha demlemek için kullanabiliriz. Günde 4 fincana kadar tüketiminde sakınca görülmemektedir.
Beyaz Çay
Üretimi büyük dikkat ve çaba gerektiren beyaz çayın en kaliteli hali erken ilkbahar zamanında toplanır. Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz beyaz çay; metabolizma hızını artırıyor, yağ yakılmasına yardımcı oluyor, cildi olumsuz etkilerden koruyor ve dişlerin güçlenmesine destek oluyor. Daha hafif bir aromaya sahip olan beyaz çayın kafein içeriğinin düşük olması uyku sorunu yaşayan bireyler için de tercih edilmesi daha kolay bir çaydır. İçerisindeki antioksidanlarla stresi önlemede de önemli etkiye sahiptir. Demleme süresi söz konusu olunca beyaz çay; siyah ve yeşil çaya nazaran daha toleranslıdır. Ancak çok uzun süre demlemek beyaz çayın acılaşmasına neden olabilir. Kaynamış suda ortalama 3-5 dakika demlemek yeterli olacaktır. Kaliteli bir beyaz çayı birkaç kez demlemek mümkündür.
Kuş Otu Çayı
Hafif müshil etkisi bulunan kuş otu çayı, şişliği önler ve fazla suyun vücuttan atılmasına yardımcı olur. Metabolizmayı hızlandırır. Potasyum ve magnezyum bakımından zengin olması bağırsakları yumuşatır, kabızlığı önler. İdrar söktürücü olup sindirim sistemini düzenler ve ödem atar. Günde 3 fincandan fazla tüketilmesi ishale neden olabilmektedir. 1 fincan için 2 tatlı kaşığı kadar kurutulmuş kuş otu bitkisi koymak yeterlidir. Ortalama 2-4 dakika demleyip tüketime hazır hale getirebiliriz.
Yaban Mersini Çayı
Yaban mersini faydaları içinde bulunan antioksidanların hastalıklara yol açan Gözlerin gece görüşünü geliştiren ve ışık değişimlerine hızlı adapte olmasını sağlayan “rodopsin” pigmentinin üretimini arttırır. İçinde bulunan “tanen” iltihap önleyici özelliğe sahiptir ve ishal tedavisinde etkilidir. Yaban mersini çayının en büyük özelliği kan şekerini dengeleyerek yemeklerden önce iştah kontrolü sağlamaktır. 1 fincan çay için 2 kaşık yaban mersinini 5 dakika süresince suda kaynatıyoruz. Fazla kaynaması antioksidan özelliğini kaybettireceğinden süreye dikkat etmeliyiz. Ateşten aldıktan sonra 20 dakika kadar soğumaya bırakıyoruz. Ilık şekilde tüketilebilir.
Zencefil Çayı
Geleneksel ve alternatif tıpta zencefil büyük ölçüde mide rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılsa da sindirimi kolaylaştırdığı, bulantıyı kestiği ve soğuk algınlığıyla mücadelede etkili olduğu biliniyor. İçerisinde bulunan ‘gingerol’ maddesi güçlü bir antioksidan ve anti eflamatuvardır. Bir grup kadınla yapılan araştırmanın sonuçları incelendiğinde 1-1,5 gram kadar zencefilin bulantıya çözüm olduğu görülmüştür. Kronik hazımsızlık karşısında da etkili bir silahtır. 1 bardak suyu kaynatıyoruz. İçine ince dilimler veya küçük parçalar halinde zencefili atıyoruz. Yaklaşık 10 dk kadar demlenen zencefil çayına isteğe göre limon, diyabet durumu yoksa bal ve çeşitli bitkiler eklenerek tüketilebilir.

Maydanoz Çayı
Maydanoz çayının böbrek ve safra taşlarının tedavisi başta olmak üzere pek çok faydaları bulunmaktadır. Vücudun su tutmasını önleyerek fazla suyu idrar söktürücü özelliğiyle dışarı atmasına ve ödemin uzaklaştırılmasında yardımcı olur. Maydanoz; folat, potasyum, kalsiyum, fosfor, C ve A vitaminleri bakımından zengin bir bitkidir. Maydanozda bol miktarda bulunan C vitamininin pek çok farklı fonksiyonu vardır. Dikkat edilmesi gereken durumlardan biri adet dönemi akışını uyardığı için hamilelikte kullanılmamasıdır. Kurutulmuş veya taze maydanoz yapraklarıyla hazırlanabilen çayı kaynayan suda 5 dk demlemek yeterli olacaktır. Tadındaki acılık bireye göre değişebilir bu durumda 2-3 dk demlemek yeterli gelecektir.
Tarçın Çayı
Kabuk veya toz şeklinde tüketilebilen tarçın, sindirim sistemi bozuklukları tedavisinde, ishal, adet düzensizliğinde kullanıldığı bilinmektedir. Kan şekerini dengelemede oldukça faydalıdır. Tatlı isteğini ve aşırı iştahı kapatmaya yardımcı olur dolayısıyla zayıflamaya fayda sağlar. Tarçın çayının termojenik etkisi sayesinde vücut sıcaklığı yükselir ve metabolizmanın harcadığı enerji artar. Böylece daha fazla kalori yakılabilir. Tarçın çayı hazırlarken bilinmesi gereken püf nokta; suyun içerisinde yaklaşık 5 dk kaynayan kabuk tarçına biraz soğuduktan sonra üzerine ilave edilecek limon ve balla etkisini daha fazla görmek mümkün olacaktır.
Mate Çayı
Tropik veya yarı tropik iklimlerde yetişen bu çay ‘Paraguay çayı’ olarak da bilinmektedir. Bu çayın bileşenleri metabolizmayı hızlandırıyor, vücut sıcaklığını yükselterek normalden daha fazla kalori yakılmasını sağlıyor. Ayrıca tokluk hissini uzatarak öğünler arasında mide kazıntısını geciktiriyor. Vücutta yağ emilimini önlüyor, yağların hızlı yakılmasını sağlıyor ve vücuttan su atılmasını kolaylaştırıyor. Ayrıca içerisinde kafein bulunmakta ancak kafeinin zarar vereceği ölçüde etkisi bulunmamaktadır. Tam etkisini görebilmek için günlük önerilen tüketim miktarı 3 fincandır.3 fincandan fazla tüketilmesi önerilmez. Çayı hazırlarken dikkat edilmesi gereken nokta bitkiyi suyun içinde kaynatmamaktır. Kaynamış suya ilave edilerek demlenmesini sağlamak doğru olandır.
Oolong Çayı
Güçlü antioksidan etkisiyle vücuda zararlı toksinlerin atılmasına yardımcı olarak cildin görünümünü geliştirebilir. Yüksek kolesterole ve şekere karşı önerilen oolong çayı aynı zamanda mineraller bakımından oldukça zengindir ve öğünler arası tokluk süresinin uzamasına yardımcı olur. Böylece kilo yönetiminde etkilidir. Metabolizma hızını yükseltir. İçerdiği kafein yüksek miktarlarda tüketimde çarpıntı, bulantı, baş dönmesi ve uykusuzluğa neden olabilmektedir. Hamilelere ve emzikli annelere önerilmemektedir. 1 büyük bardağa 1,5 çay kaşığı kadar oolong yaprağı konularak demleme yöntemiyle çayı hazırlayabilirsiniz.
Hibiskus Çayı
Sindirim enzimlerinden olan “amilaz” üretimini arttırarak kompleks karbonhidratların ve nişastanın sindirimini kolaylaştırır. Bu sayede kilo vermeyi hızlandırır, yağsız vücut kütlesinin korunmasına yardımcı olur. Sindirim sistemine fayda sağlayarak hazımsızlığı da giderir. Bağırsak hareketlerini arttırır, bu nedenle kabızlık için çözüm sağlar. Susuzluğu giderir. Vücuttan sıvı atılmasına karşı, sıvı eksikliğini karşılar. Hibiskus çayı sayesinde vücuttaki demir eksikliği için takviye yapılır. 1 bardak kaynamış suya 1-2 çay kaşığı kurutulmuş hibiskus yaprağı atılır. 15-20 dk demlenmeye bırakılır. Aroma vermesi açısından limon, zencefil, tarçın ilave edilebilir. Bazı kişilerde kırmızı kaşıntılı alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Çeşitli hastalıklara sahip olan bireyler uzman kontrolünde tüketmelidir.
Acı Biber Çayı
Acı biberin içinde bulunan kapsaisin yağ yakma, vücut ısısını arttırma, bağışıklığı güçlendirme gibi etkilere sahiptir. Diyet sürecinde kilo verme hızına katkıda bulunur. Vücut yağ hücrelerini yakar, metabolizmayı çalıştırır, zayıflatıcı etkisi vardır. Mide rahatsızlığı olanlara, bitkiye alerjisi olanlara, küçük çocuklara, gebelik, emzirme döneminde olanlara önerilmez. Kaynamış suya 1 tatlı kaşığı siyah çay ve 1 tutam pul biber konulup yarım saat demlenmeye bırakılır. Ayrıca 1 çay kaşığı acı biber, bir diş dövülmüş sarımsak ve bir tutam kadar biberiyeyi kaynar su içerisine atıp 5 dk demlemek de farklı bir hazırlama alternatifidir.
En Etkili Zayıflama Çayları
Zayıflamak için geçtiğiniz yeni beslenme programına ve egzersizlere yardımcı olacak birçok doğal çay hazırlayabilirsiniz. Bu zaman almayan tarifler özellikle akşamları sizi rahat hissettirir ve daha kolay kilo vermenize yardımcı olur. Tarifinize göre ek faydalar sağlaması da avantajlarını artırır. Sağlıklı kalmak için bitki çaylarından destek almak etkili ve lezzetlidir. En etkili zayıflama çayı tariflerini aşağıda bulabilirsiniz.

• Yeşil Çay: Kilo vermek için en etkili çayların başında gelir. Yeşil çay hem kilo vermek hem yağ yakmak için iyi bir yardımcıdır. Sağlıklı bir diyetle birlikte verdiğiniz kilo miktarını artırır. Bunun nedeni, yeşil çay özünün özellikle metabolizmanızı hızlandıran ve yağ yakılmasını artıran antioksidanlardan zengin olmasıdır. Aynı etki farklı bir yeşil çay türü olan matcha çayı için de geçerlidir. İki çayı da günde 2 bardak içmek yararlıdır. Fakat aşırı tüketmek önerilmez.

• Beyaz Çay: Beyaz çay bildiğimiz çay yapraklarının az işlem görmüş ve farklı şekilde hasat edilmiş halidir. Tadı diğer çaylara göre daha hafif ve tatlıdır. Kilo vermenizi kolaylaştırırken ağız sağlığını da iyileştirir. Yeşil çay gibi kateşin isimli antioksidanı içerir fakat tadı daha lezzetlidir.
• Zencefil Çayı: Zencefilin sayısız faydası vardır ve kilo vermeye yardımcı olurken iltihabı da azaltır. Vücudunuzdaki şişkinliği azalmak için en iyi çaylardan biridir. Vücutta şişkinliğe neden olan ve iltihaplanmayı teşvik eden birkaç gen ve enzimi bloke eder. Tadını daha lezzetli hal getirmek için tarçın, kakule ya da kuşburnu ile birlikte demleyebilirsiniz. Ekşi tatları seviyorsanız limon da ekleyebilirsiniz.

Zayıflama Çayları Tüketimi Nasıl Olmalıdır?
Cep dostu, doğal, bitkisel, yenilebilir, yan etkisi az veya yok gibi düşünülen çeşitli karışımlar halinde de tüketilen zayıflama çaylarını gerçekten miktarı önemsemeden tüketmek uygun mudur?
Tüketicilerin artık her şeye rahatça ulaşabildiği günümüz teknolojisinde zayıflama çayı, bitki çayı adıyla piyasada birçok ürün görebilmekte ve internet aracılığıyla da rahatça bu ürünlere ulaşabilmekteyiz. Cerrahi operasyonlar, diyet tedavisi, egzersiz yoluyla önerilen zayıflama seçeneklerinin aksine daha az parayla daha kolay yoldan zayıflama isteği olan bireyler bu tür seçenekleri sıkça denemektedir. Bitkisel olduğu için zararının olmadığı düşünülerek miktarı abartılarak içilen tüm çaylar yan etki maalesef gösterebilmektedir. Öncelikle araştırmadan, içeriğini bilmeden zayıflamak uğruna bilmediğiniz ürünleri kullanmamanızı öneririz. Böyle bir noktada mutlaka diyetisyeninize danışarak bu ürünler alıp almamak konusunda mutlaka tavsiye desteği almalısınız. Sadece reklam ve pazarlama aktiviteleri ile ünlülerin kullanılarak satılmaya çalışıldığı ürünleri ucuzluğu uğruna alıp, geri dönüşü olmayan rahatsızlara yol açabileceği düşüncesini aklınızdan çıkarmayınız.

https://www.tugbayaprak.comzayiflama-caylari
https://www.youtube.com/channel/UCwKrvCOQii2Pza6bYva8Z9w
submitted by DiyetisyenTugbaYprk to u/DiyetisyenTugbaYprk [link] [comments]


2020.11.20 20:54 RoundReputation3 Şimdiye kadar (escort hariç) kaç kadınla birlikte oldunuz?

View Poll
submitted by RoundReputation3 to KGBTR [link] [comments]


2020.11.20 16:25 ZeytranZiztasion Burası ağlama ve azgınlaşma yeri mi amına koyduklarım?

"KADIN KÖTÜ ERKEK İYİ" ve "ŞU DİŞİYİ ŞÖYLE SİKTİM" tayfa, burası sizin kum havuzunuz mu amına koyayım? Ulan şuraya ağız tadıyla flood okumaya ve eğlenmeye geliyorum önüme gelen ilk flood "kız arkadaşımı şöyle siktim" veya "kızlarla amı için sevgili oluyoruz ama kızlar kötü" tarzı flood yazarak ağlayan salaklar aklına ya da sikine gelen ilk şeyi yazıp hiç düşünmeden burada paylaşıyorlar. Yav orospu çocukları biz burada sizin "ağbi kadınlar paragöz orospular yaaağğğ. Ben bir kadınla ancak amını çatır çutur sikmek için sevgili olurum" ve "BEYLER BİR GÜN MATEMATİK SINAVI OLUYORUZ MATEMATİK HOCAMIN MEMELERİ DOLGUNDU, SINAVI ERKENDEN BİTİRİP HOCADAN TUVALETE GİTME İZNİ ALDIM HOCA DA KABUL ETTİ VE NEDENSE PEŞİMDEN GELDİ ONDAN SONRA TUVALETTE ONU DUVARDAN DUVARA VURA VURA SİKTİM" tarzı floodlarınızı okumak zorunda mıyız? Biz buraya eğlenmek için geliyoruz, eğlenmek için flood atıyoruz ve EĞLENCELİ ŞEYLER OKUMAK İSTİYORUZ! Eğer biriniz çıkıp "yav sende ağlıyon ama ehuehuehu" dicekse eğer lütfen şu amına kodumunun yerinde bana ciddi ciddi şu son 3 günde İslam'ı çürütmeye çalışmamalı, ateist sikmemeli, kadınları gömmemeli veya 'şununla sikiştim' teması içermeyen KOMİK bir flood atsın. Ben de istiyorum burada komik bir flood okumak, komik flood yazmak, komik yorumlar atmak. Yetkililerin bu floodlara artık bir dur demesi GEREKLİ. Ya eskiden var mıydı? Vardı ama çok yoktu ve onlarda bile az buz komiklik vardı. Şimdi ise burayı ağlama duvarı veya kavga edecekleri tenha sokak olarak kullanıyorlar. Ciddiyim artık şu tür floodları azaltmak için bir şeyler yapılmalı. Aklıma gelen fikirlerden birisi floodu silmek ama yine atacaklar ki amına koyayım. Banlamak desem o fazla acımasızca geliyor bana fakat biraz da bu tür "bacımı siktim" "bunlar orospu yeav" "Müslolar salak sj" ve "ateistler yanacak sj" floodlarının azalması gerekiyor.
Son bir kez söylemek istiyorum. Biz buraya eğlenmek için geliyoruz, sizin sikik şeylerinizi okumak için değil.
submitted by ZeytranZiztasion to kopyamakarna [link] [comments]


2020.11.19 00:33 MRmEaseeks Paso Kart

hat: 14b (kadıköy-ümraniye hattı)
güzel bir tatil günüydü. otobüse daha bindiğim ilk dakikada aslında dumur üstüne dumur yaşayacağımı anlamalıydım. öğrenci akbilmi basıp yerime yöneldiğim sırada şöför sertçe kolumdan tuttu. kolumu çekip elimdeki pasoya baktı, sonra bir bakışta bana attı. "lan ne oluyo" dememe vakit kalmadan, arkadan gelen yolcular nedeniyle ilerlemek zorunda kaldım. derken, iki kızıyla orta yaşlı bir adam bindi. o da paso kullanıyordu. aynı hareketi bu kez şöför bu babaya yapma nezaketini gösterince bir tartışmadır başladı.
derken durağa geliyoruz. kapı açılıyor. + buyur in. - senin amına korum ben ibne, götveren, amınakoduğumun çocuğu... + kardeşim inmek istiyordun in. (bu esnada adamın önünde neredeyse etten duvar var. ben de gogol okuyacaktım hesapta, kapadım kitabı olayları şok içinde izliyorum. bir yandan iyi ki şöföre laf etmemişim diye düşünüyorum)
adam iner, inerken şöföre küfürler. ama şöför adeta küfürlerden zevk alıyor.
o durakta binen gençten bir yolcunun da kolunu çekiştirince kavga başlar.
polis iniyor. bir diğer vukuatsa orada başlıyor. çocuğun teki biniyor. yine aynı hareket. çocuk ablasının pasosunu almış. (sonradan öğreniyoruz tabii) çat diye kartı alıyor. ama çocuk akbil basmış. öğrenci akbili. şöförden kartını istiyor.
-abi ver ya, paso kullanmadım ki akbil bastım. + beni ilgilendirmez, derdini karaköydekilere anlat. (paso o zaman karaköy'den veriliyordu) - abi versene ya. ben hep böyle biniyorum. + beni ırgalamaz. (aynı cool tavırlar, çocuksa yanı başında ergen çemkirmesi yapıyor.) - abi verecekmisin şu kartı? (sesde öfke belirmeye başladı.) + vermeyeceğim. lütfen yerinize geçin. - hasiktir ya. çattık. + terbiyeli konuşun. - lan versene şu pasoyu. + vermeyeceğim. (zeki müren türkçesiyle) - tamam lan. görürsün o zaman. (arkalara ilerliyor cep telefonunu çıkarıyor) - ahmet abi, 14b'deyim ben son durağa gelsenize. abi olay var, gelin. arkadaşları da getir. karşıdaki herhalde olayı soruyor. çocuk da yüksek sesle - orospuçocuğu bir şöför var. pasomu aldı vermiyor. gelsene abi. (telefon kapanıyor çocukta bir gülümseme) - verme bakalım son durakta görüşürüz. + (durağa yanaşıyor, kapıyı açıyor. koltuğundan kalkıp nazik bir edayla arkaya geliyor. çocuğa: "in" diyor. çocuk inmiyor. şöför yaka paça atıyor ergeni. geri gelip yerine oturuyor. artık kimselerden ses çıkamaz olmuş. herkes benim gibi dumur üstüne dumur. - (çocuk bağırıyor) siktirecem seni. amınakoyacam. kimselerde ses yok. ben de indim çeşme durağında gerisini bilmiyorum.
-Ekşi Sözlük, Polocan
submitted by MRmEaseeks to KGBTR [link] [comments]


2020.11.16 11:51 yuzenpipi İNSAN NE İLE YAŞAR? - TOLSTOY (20dk)

 İNSANA NE KADAR TOPRAK LAZIM? 
Şehirde yaşayan ve bir tüccarla evli olan abla, köydeki kız kardeşini ziyarete gitmişti; kardeşi ise bir köylüyle evliydi. Semaver başında toplandıklarında, abla kent hayatının güzel‐ liklerinden, yaşamlarının ne kadar rahat olduğundan, ne kadar güzel giyindiklerinden, çocukların şık elbiseler giyinip kuşan‐ dıklarından, lezzetli yiyecekler yiyip tiyatrolara, eğlencelere nasıl gittiklerinden bire bin katarak söz etmeye başladı. Kız kardeş, bu sözlere alındı ve sonra da alsatçı kocasının hayatını yerin dibine batırıp köy yaşamını ne çok beğendiğini anlatmaya koyuldu: “Yaşadığım hayatı sizinkiyle değiştir‐ mem!..” dedi. “Kaba bir hayatımız olabilir ama en azından kafamız rahat. Bizden daha iyi yaşadığınız doğru, evet, ne var ki gereksinimlerinizden daha çoğunu kazanmanıza karşın, her şeyinizi bir anda yitirebilirsiniz. Atasözünü duymuşsundur: ‘Kârla zarar kardeştir.’ Bu gün ekonomik durumu iyi olanlar, bir bakmışsın yiyecek ekmeğe muhtaç olmuş. Bizim hayatı‐ mız daha güvenli. Belki o kadar imrenilesi değil fakat çok varlıklı olmasak da yiyecekten yana sıkıntımız yok.” Abla alaylı bir sesle: “Elbette bu yiyecekleri domuzlarla ve ineklerle yemek ister‐ sen. Sen kibarlıktan ne anlarsın! Kocan ta şafaktan günbatım‐ larına kadar çalışsın, siz de çocuklarınızla beraber gübrelerin üzerinde yaşamaya devam edin!” Küçük kardeş: “O kadar önemli mi bu?” dedi. İşimizin kaba ve yorucu ol‐ duğuna sözüm yok; fakat güvenli. Kimselere avuç açmadan yaşayabiliyoruz. Peki siz? Kentleriniz türlü yüz kızartıcı şey‐ lerle dolu; bugünlerde pek sorun yaratmaz ama peki ya gele‐ cekte? Kocan kumarla, içki ya da kadınla yoldan çıkarsa?.. Her şey mahvolmaz mı o zaman? Böylesi şeylerle sık sık kar‐ şılaşmıyor musun? Aile reisi Pahom, uzandığı şöminenin üstünden kadınların konuşmalarına kulak veriyordu. ‘Harfiyen öyle!..’ diye geçirdi içinden. ‘Biz köylü kısmı, ço‐ cukluktan başlayarak toprağı ekip biçmeye o kadar kaptırdık ki böylesi şeyler düşünmeye vaktimiz kalmıyor. Kaygılandı‐ ğım tek şey, toprağımızın az olması. Eğer daha fazla tarlam olsaydı, kimselerden korkmazdım.’ Abla kardeş çaylarını bitirince giysilerden söz etmeye başla‐ dılar; sonra da bulaşıklarını yıkayıp yattılar. Ne var ki şeytan, şöminenin yanında durup bütün konuşma‐ ları dinlemişti. Köyde yaşayan kadının kocasını övmesinden, adamınsa daha fazla arazisi olsa kimselerden korkmayacağını düşünmesine sevinmişti. ‘Oyun başlıyor...’ diye düşündü şeytan. İstediğin kadar top‐ rak verip seni egemenliğime alacağım. Köyün yakınında, yaklaşık üç yüz dönümlük çok büyük bir toprağa sahip bir hanımefendi yaşıyordu. Köylülerle hiçbir sorunu olmamıştı bu kadının ama, yanına eski bir askeri ya‐ naşma olarak alınca işler bozuldu. Bu yanaşma, kestiği para cezalarıyla herkese yaka silktiriyordu.
Pahom, elinden geldiğince özenli olmaya çalıştıysa da başı‐ na sürekli aynı şey geliyordu; atı hanımefendinin yulaflarına dalıyor veya bir ineği hanımefendinin bahçesine giriyor, da‐ naları hanımefendinin otlaklarında otluyor, o da bütün bunlar için para cezasıyla karşılaşıyordu. Söylene söylene cezayı ödeyen Pahom, öfkeyle gittiği evin‐ de, bütün acısını karısından çıkarıyordu. Bütün yazı, yanaşma yüzünden kötü geçirdi Pahom. Kış gelip de sığırlar ahırdan çı‐ kamayınca ancak rahatlamıştı. Varsın hayvanların yiyeceğini kendisi versindi, en azından derdi tasası yoktu. O günlerde başlayan dedikodulara göre, hanımefendi arazi‐ lerini satacaktı. Anayoldaki hanın sahibi, bu arazileri almak için girişimlere başlamıştı. Bu haber, köylüleri çok kaygılan‐ dırmıştı. “Arazileri hancı alırsa” diyorlardı, “Kesilecek ceza‐ larla, hanımefendinin yanaşmasını bile mumla aratır bize... Hepimizin geçimi o arazilerden.” Köylüler toplaşıp hanımefendiye giderek arazilerini hancıya satmamasını isteyip daha yüksek bir bedel önerdiler. Hanıme‐ fendi arazilerini onlara bırakmaya razı oldu. Sonraları köylü‐ ler, kendilerinin bütün arazileri alması için uğraşmaya başla‐ dılar, böylece bütün toprakları ortaklaşa ekip biçebilirlerdi. Bu konu hakkında tartışmak için kaç kez bir araya geldilerse de bir çözüme ulaşamadılar; şeytan araya nifak tohumları ek‐ mişti çünkü. Nihayet bu toprakları her birinin alabileceği öl‐ çüde paylar hâlinde alması kararına vardılar. Hanımefendi on‐ ların bu önerisine de ‘evet’ dedi. Aradan biraz zaman geçince Pahom komşularından birinin elli dönüm arazi aldığını, paranın yarısını hemen, kalanını bir yıl sonra ödeyeceğini duydu; içi hasetle doldu. “Vay canına!” dedi içinden, arazilerin hepsi elden çıkarılı‐ yor, bense bir karışlık yer bile alamayacağım.”
Gidip karısıyla konuştu: “Herkes alıyor...” dedi. “Ne yapıp edip yirmi dönüm de biz almalıyız. Geçim yükü giderek ağırlaşıyor. Şimdiki yanaşma, kestiği cezalarla iflahımızı kesiyor.” Biraz toprağı nasıl alabileceklerini düşünüp taşınmaya başla‐ dılar. Yüz ruble biriktirmişlerdi. Bir tay ve biraz arı sattılar. Oğullarını para kazanması için gurbete yolladılar; Pahom’un maaşını da önceden alıp kayınbiraderine de birazcık borçla‐ ndıktan sonra, arazi için ödeyecekleri paranın yarısını denk‐ leştirdiler. Parayı yanına alan Pahom biraz ağaçlı, kırk dönümlük bir yer beğendi. Hanımefendiyle fiyatta anlaşıp tokalaştılar; Pa‐ hom, hanımefendiye biraz kaparo verdi. Kalan borç için de kente inip senet hazırladılar. Pahom yarısını peşin, yarısını da iki yıla yayarak ödeyecekti. Artık Pahom da arazi sahibi olmuştu. Borç aldığı tohumları ekti topraklarına. O yıl ürün iyiydi; bir yılı bile bulmadan bü‐ tün borçlarını temizledi. Artık kendi arazisinin efendisiydi; ekip biçiyor, sığırlarını kendi otlağına salıyordu. Boy atan mı‐ sırlarına veya çayırlarına bakmaya gittiğinde sevinçten yerin‐ de duramıyordu. Orada yeşeren her şey, onun gözüne daha farklı, daha güzel görünüyordu. Önceleri bu arazilerin hiçbir özelliği yoktu; fakat şimdi durum tamamen değişmişti. Pahom’un hayatından herhangi bir şikâyeti ve yakınması yoktu. Eğer komşu köydekiler onun mısır tarlasından ve otla‐ ğından geçmese keyfi mükemmel olacaktı. Kibarca uyardı birkaç kez fakat köylüler aldırış bile etmediler. Bu yetmezmiş gibi, köyün çobanı da ineklerini onun otlaklarına salıyor, hatta geceleri dışarıda bırakılan atlar onun mısırlarına dalıyordu. Pahom, kaç kez onları dışarı dehlemiş, sahiplerini ikaz etmiş, kimseciklere dava açmamak için kendini zor dizginlemişti.
Günün birinde dayanamadı ve mahkemeye şikâyet dilekçesi verdi. Köylülerin topraksız olduğunu, bütün meseleye bunun neden olduğunu, özellikle yapmadıklarını aslında biliyordu; fakat şöyle düşünmeden edemiyordu: “Ben buna göz yumamam; aksi takdirde iliğimi kuruturlar. Bir yolunu bulup onlara günlerini göstermeliyim.” Onları mahkemeye verip günlerini gösterdi; yetmedi, tekrar mahkemeye yollandı ve bunun sonucunda birkaç köylü para cezası ödemeye mahkûm edildi. Aradan biraz zaman geçince Pahom’un komşuları kinlenmeye başladı. Kimi zaman hay‐ vanlarını bilerek onun tarlalarına saldılar. Köylülerden biri, gece vakti, Pahom’un ağaçlığına gidip birkaç körpe ıhlamuru bile kesti. Ağaçlığının yanından geçen Pahom’un dikkatini beyaz bir şey çekti; birkaç adım yaklaşınca, ıhlamur ağaçları‐ nın sadece köklerinin kaldığını, az ileride de kabukları sıyırıl‐ mış ağaçların olduğunu fark etti, çok öfkelendi. “Kestiği bir tek ağaç olsa, dert değil...” diye geçirdi içinden. “Aşağılık herif bir sürü ağaç kesmiş. Yapanı bir elime geçir‐ sem, lime lime edeceğim.” Sürekli, bunu yapanın kim olduğuna kafa yordu. Nihayet, ‘Kesinlikle Simon yapmıştır; başka kimse olamaz!..’ diye düşündü. Gidip Simon’un çiftliğine baktı; bir şey göremedi ama Si‐ mon’un yaptığına dair kararı da değişmedi. Bir dilekçe yazıp mahkemeye verdi. Simon duruşmaya çağırıldı. Davaya bir da‐ ha bakıldı, onun yaptığına dair kanıt bulunmadığı için salıve‐ rilmesi kararı alındı. Pahom’un gözünde, uğradığı haksızlık büyümüştü; bütün öfkesini köy heyetine yansıttı: “Hırsızlar size rüşvet veriyor...” dedi. “Namuslu kişiler ol‐ saydınız, hırsızı serbest bırakmazdınız!..”
Pahom kavga etmedik kimse bırakmadı. Evini kundaklaya‐ caklarına dair sözler de çalınıyordu kulaklarına. Elindeki ara‐ ziler çoğalmasına karşın, toplumdaki saygınlığı zarar gördü. Aradan geçen zaman içinde, pek çok kişinin yeni bölgelere ta‐ şınacağı söylentisi çıkmıştı. “Topraklarımdan ayrılmama gerek yok...” diye geçirdi için‐ den. “Birileri taşınırsa, bizim yerimiz bollaşır. Onların sattığı toprakları alır arazilerimi genişletirim. Hayatım iyice kolayla‐ şır. Hem bu hâlimin çok iyi olduğu falan yok.” Pahom, bir gün evinde otururken yolu köye düşen bir çiftçiyi konuk etti. Köylüyü ağırlayan Pahom, ona nereli olduğunu sordu. Köylü, Volga’nın diğer tarafından geldiğini, orada ya‐ şadığını belirtti. Pahom bununla ilgilenince adam pek çok ki‐ şinin oraya taşındığını söyledi. Bu köyden de oraya taşınanlar varmış. Topluluğa katılmışlar; adam başı yirmi beş dönüm arazi dağıtılmış. Toprak bire bin veriyormuş. Oraya sadece üstündeki gömlekle gelen köylü, artık altı at, iki inek sahibiy‐ miş. Pahom’un içine kıskançlık ateşleri dolarken “Farklı bir yerde de adam gibi yaşamak mümkünken burada neden sefil olayım? Buradaki arazilerimi satıp alacağım parayla orada ye‐ ni bir hayat kurarım. Bunca kalabalık bir yerde insanın başı hiçbir zaman dertten kurtulmaz. Yine de önceden gidip bir ba‐ kayım...” diye düşündü. Baharın son günlerinde yola çıktı. Bir vapura binip Volga üs‐ tünden Şamara’ya geçti, yaklaşık üç yüz mili de yürüyerek geçip adamın sözünü ettiği yere vardı. Orada gördükleri, ada‐ mın anlattıklarını doğruluyordu. Herkese yetecek kadar arazi vardı; her köylüye yirmi beş dönümlük ortaklaşa ekilip biçile‐ cek arazi verilmişti. İsteyenler parasını ödeyip bu topraklara daha ucuza sahip olabiliyordu. Durumu yerinde inceleyen Pa‐ hom, sonbahara doğru evine dönüp, her şeyini satıp savmaya başladı; arazisini ve hayvanlarını sattı. Topluluk üyeliğinden çıktı. Bahar gelinceye dek bekleyip ailesiyle beraber yeni va‐ tanlarına doğru yola düştüler. Pahom, yeni yurtlarına geldiği sıralarda, büyük bir köyün topluluğuna alınmaları için başvurdu. Gerekli evrakları dü‐ zenleyip ihtiyar heyetine verdi ve onlardan üyelik belgesini aldı. Kendisinin ve oğullarının işlemesi için beşer hisseden yüz yirmi beş dönüm arazi emirlerine verildi. Pahom, gereken bina eklentilerini yaptı. Artık eskisinden üç kat daha fazla ara‐ ziye sahipti. Toprak, mısır ekmeye epeyce uygundu. Durumu eskisine göre çok daha iyiydi. Geniş meraları, ekilip biçilebi‐ lir toprakları vardı. Besleyebileceği inek sayısı sınırsızdı. Pahom, ilk zamanlar hayatından memnundu; ama bir süre sonra, buradaki topraklarını da az bulmaya başladı. İlk yıl, or‐ tak arazilerden hissesine düşen toprağa buğday ekip bol ürün aldı. Bu yıl da buğday ekmek niyetindeydi fakat ortak arazile‐ ri yetersizdi. Zaten işlediği topraklar da buğday ekimine ayrıl‐ mamıştı; çünkü o bölgede sadece hiç sürülmemiş nadaslı top‐ raklara buğday ekilebiliyordu. İki yılda bir buğday ekilen ara‐ ziler, üzerlerindeki otlar büyüyünceye kadar nadasa bırakılı‐ yordu ve böylesi arazilere talep fazla, toprak yetersizdi. Bu yüzden sürekli kavgalar çıkıyordu. Hâli vakti yerinde olanlar buralara buğday ekmek istiyor, yoksullarsa buraları satmayı, en azından ödeyecekleri vergileri çıkarmayı istiyorlardı. Pa‐ hom, daha fazla buğday ekmek isteyenlerdendi; tutup bir al‐ satçıdan bir yıllık toprak kiraladı. Ekebildiğince buğday ekti; ürün bire bin verdi ama bir mesele vardı: Arazi, köye çok uzaktı. Buğdayların neredeyse on kilometre kadar taşınması gerekiyordu. Aradan biraz süre geçtiğinde Pahom, kimi alsat‐ çıların uzak çiftliklerde yaşayıp servet edindiklerini fark edin‐ ce, “Tapusu bende olan biraz arazi alsam, üzerine bir çiftlik evi yaptırsam her şey yoluna girerdi...” diye düşündü. Bu me‐ seleye günlerce kafa yordu. Üç yıl boyunca toprak kiralayıp buğday ekmeyi sürdürdü. İyi ürün alıyordu ve para bile biriktirebiliyordu. Aslında hiç yakınmadan yaşayıp gidebilirdi ama her yıl toprak kiralamak için ter dökmek gözünü yıldırmıştı. İyi araziler olduğu bilinen yerlere köylüler hemen doluşuyor ve bir anda satılıyordu. Eli‐ nizi çabuk tutmadığınızda hava alıyordunuz. Üçüncü yıl, baş‐ ka bir çiftçiyle birlikte çayır kiraladılar; aralarında anlaşmaz‐ lık baş gösterip de çiftçiler dava ettiklerinde, orayı da sürmüş‐ lerdi. Davayı kaybettiler, paraları ve emekleri boşa gitti. Pahom, ‘Kendi toprağım olsaydı, kimsecikler karışmadan ekip biçerdim ve bunlarla uğraşmazdım...’ diye düşünüyordu. Pahom, kendisine toprak aramaya başladı; bin üç yüz dö‐ nümlük toprağı olan fakat eli darda olduğu için bu toprağı sat‐ mak isteyen bir köylüyle tanıştı. Kıran kırana pazarlık edip yarısı peşin, yarısı senetle ödenmek koşuluyla bin beş yüz rublede karar kıldılar. Geriye sadece sözleşme yapmak kal‐ mıştı. O sıralarda, yolu oradan geçen bir yabancı, atını yemle‐ mek için Pahom’un evine geldi. Pahom yabancıyla konuştu‐ ğunda, onun hayli uzaktan, Başkır’dan döndüğünü, oralarda on üç bin dönüm toprağın sadece bin ruble olduğunu öğrendi. Daha fazla bilgilenmek isteyen Pahom’a şunları söyledi ya‐ bancı: “Yapılacak en iyi şey, başkanlarla ahbap olmak. Ben yüz ruble eden bir kadın elbisesi, halı, bir kutu çayı hibe ettim, şa‐ rap verdim; bunlar karşılığında, arazinin her bir dönümü iki kapikten daha ucuza geldi bana.” Yanındaki tapuları gösteren yabancı: “Topraklar bir ırmağın kıyısında; kan eksen can biter...” de‐ di.
Art arda sorular soran Pahom’a, “Bir yıl yürüsen bile öbür ucuna gidemeyeceğin kadar, hepsi de Başkırlar’a ait uçsuz bucaksız topraklar var. Başkırlar ko‐ yun gibidirler. Yok pahasına toprak alabilirsin onlardan.” “İşte...” dedi Pahom kendi kendine, “Bin ruble bayılıp bura‐ dan bin üç yüz dönüm alacağıma, hem de borçlanacağıma, oraya gidip buradan aldığımdan on kat fazla toprak sahibi ola‐ bilirim.” Pahom, yabancıdan oralara nasıl gideceğini iyice öğrendi ve adam çıkıp gittiğinde o da yola çıkmak için hazırlıklarını yap‐ tı. Karısını malını mülkünü koruması için köyde bırakıp yanı‐ na aldığı bir uşakla yola düştü. Yol üstündeki bir kasabada mola verip çay, şarap ve yabancının söylediği diğer hediyeleri alıp üç yüz milden uzun bir yol aldılar. Yedinci gün, Başkır‐ ların obasına vardılar. Yabancının anlattığı gibiydi buralar. Başkırlar, bir ırmağın kıyısına kurdukları kıl çadırlarda yaşı‐ yorlardı. Toprakla uğraşmıyor, ağızlarına ekmek koymuyor‐ lardı. Hayvanları başıboş sürüler hâlinde öylece otluyordu. Taylar, çadırların arka kısmında bağlı duruyor; kısraklar, yan‐ larına günde iki kez götürülüyordu. Tayların sütünden kımız elde ediliyordu. Obanın bütün işlerini kadınlar yapıyordu. Er‐ keklerin tek yaptığı, bütün gün yan gelip yatmak, kımız, çay içmek, kesilen koyunları yemek ve eğlenmekti. Çalışmayı akıllarından geçirdikleri yoktu; kaba ve bilinçsizlerdi, Rusça‐ ları zayıftı fakat güleryüzlü insanlardı. Pahom’u görünce hemen çadırlarını boşaltıp çevresinde top‐ landılar. Bir çevirmen getirildi; Pahom, biraz arazi satın al‐ mak istediğini söyledi. Başkanları epeyce hoşnut görünüyor‐ du; Pahom’u en güzel çadırlardan birine buyur edip çay ve kı‐ mız ikram ettiler, yemesi için et getirdiler. Pahom da arabasın‐daki armağanları dağıttı. Aralarında konuşup çevirmenden şöyle söylemesini istediler. Çevirmen, “Seni sevmişler; bizde konuğa iyi davranma gele‐ neği vardır. Sen bize armağanlar getirdin, bizi sevindirdin; biz de seni sevindirmek isteriz. Söyle, sana ne versek hoşuna gi‐ der?” “Toprak...” dedi Pahom, “Toprak. Bizim oraların toprağı öy‐ le az, öyle çorak ki; ama sizin topraklarınız çok geniş ve ve‐ rimli...” Çevirmen bu sözleri çevirdi. Başkırlar kendi aralarında ko‐ nuşmaya başladılar. Ne konuştukları anlaşılmıyordu ama bel‐ liydi. Bir anda susup çevirmen konuşurken Pahom’a baktılar: “Getirdiğin armağanlar karşılığında, istediğin kadar toprak alabileceğini söylüyorlar. Sen sadece neresini istediğini söy‐ le.” Başkırlar aralarında biraz daha konuşup tartıştılar. Pahom, ne hakkında tartıştıklarını öğrenince, çevirmen kimilerinin arazi meselesini Başkan’a sorup onun da fikrini almak gerek‐ tiğini, kimilerininse buna gerek görmediğini söyledi. Onlar tartışmalarını sürdürürlerken çadır kapısında, sırtında kürk olan bir adam belirdi. Bir anda susup ayağa kalktılar. Çevirmen: “Başkanımız geldi...” dedi. Pahom da hemen ayağa kalktı ve bir kadın elbisesiyle iki ku‐ tu çayı sundu. Başkan armağanları alıp onu baş köşeye buyur etti. Başkırlar ona hemen bir şeyler anlatmaya koyuldular. Başkan bir süre dinleyip susmalarını işaret ederek Pahom’a, Rusça: “Neyi istersen al; bizde toprak bol...” dedi. ‘İstediğim kadarını nasıl alabilirim?’ diye geçirdi içinden Pahom. ‘İşimi sağlam kazığa bağlamak için, tapu çıkarmalı,yoksa günün birinde orayı elimden alabilirler.’ “Kibarlığınıza teşekkür ederim...” dedi Pahom. Sizde toprak bol. Benim istediğim küçük bir bölüm. Fakat yine de aldığım bölümün tamamen benim olduğuna nasıl güvenebilirim? Ge‐ rekli ölçüm yayılıp tapusu verilemez mi acaba? Yarın ne ola‐ cağı belli değil; çocuklarınız orayı bir gün elimden almak is‐ terse ne yaparım ben?” “Haklısın...” dedi Başkan. Tapusunu da vereceğim sana. Pahom, “Buralara bir alsatçı gelmiş” diye sürdürdü, “Ona da toprak vermiş, tapu çıkartmışsınız. Benim için de bunu yap‐ manızı isterim.” Başkan, “O iş kolay...” dedi. “Muhtarımız seninle kasabaya gelir, imzalı damgalı tapunu alırsın.” “Peki kaç para ödemem gerekecek?” “Bizde fiyat sabittir, günde bin ruble.” Anlamamıştı Pahom. “Günde mi? Bu nasıl fiyat? Kaç dönüm ki?” “Böyle hesaplardan anlamayız...” dedi Başkan, “bizde top‐ raklar gün hesabıyla satılır. Bir günde yürüyerek sınırlarını çizdiğin kadar arazi senindir; bunun gündeliği bin rubledir.” Pahom şaşakalmıştı: “İnsan bir günde koca bir araziyi dolanabilir...” dedi. Başkan kahkahalar atıyordu: “Sen de yap; bütün arazi senin olsun!” dedi. “Ancak bir şar‐ tımız var; yürümeye başladığın yere aynı gün dönmezsen, verdiğin parayı unut.” “Ama geçtiğim yerleri nasıl belirleyeceğim.” “Kolay; senin istediğin bir uzaklığa kadar gidip orada duru‐ ruz. Sen de oradan başlayıp yanındaki kürekle daireni belir‐ lersin. İstediğin yeri işaretlersin. Her dönüşünde bir çukur açıp otları üzerine yığarsın; aradaki yerleri de biz işaretleriz.
PART #2
TOLSTOY'UN HAYATININ KISA ÖZETİ KESİNLİKLE OKUYUN
submitted by yuzenpipi to yazarturk [link] [comments]


2020.11.15 22:38 Godismee Akasya durağındaki hangi kadınla sex yapmak isterdiniz?

View Poll
submitted by Godismee to KGBTR [link] [comments]


2020.11.10 20:55 imparatorneron Bakire olmayan bir kızla evlenmek demek

Bakire olmayan bi kızla evlenmek onlarca erkeğin dölünü içmiş, binbir çeşit sosis tatmış, sikişirken "daha hızlı daha hızlı bebeğim" diye bağırarak tempo tutmuş, onlarca erkeğe saçlarını toplatarak blowjob yapmış, bazılarına rimjob çekmiş, angry dragon sonucu burun deliklerinden başka adamların dölü akmış, doggy'de onlarca erkeğin götüne şaplak atıp titrettiği, donkey punch sonucu öküzlerin sikini göt deliğiyle sıkıştırıp onlara ekstra haz sağlamış, elini binbir çeşit pezevengin götüne koyarak hız ayarı yapmış, duştayken duvara yaslanıp "sik beni" diye bağırarak memesini avuçlatıp "götümden sok" demiş, onlarca erkeğin götüne ve vajinasına boşaldığı, meme ucunu onlarca erkeğe yalatmış ve ısırtmış, onlarca erkeğin sikini memelerinin arasına sıkıştırarak tit fuck yapmış, deepthroat denerken boğulma tehlikesi geçirmiş, gece kulübünden sabaha karşı çıkarken sarhoş berkay'ın hardal renkli dölünü içmiş, erkeklere temizlikçi kız fantezisi yaşatmış, gözü bağlı tecavüz fantezisi yaşatmış, bir sürü erkeğin suratına squirt etmiş, komidin üzerine para bıraktırarak hayat kadını fantezisi yapmış, tea bag fantezisiyle onca erkeği taşağını yalamış, purple mushroom'da elalemin sikini yanlışlıkla ısırmış, onlarca erkeğin facial cumshot ile yüzüne attırdığı, kucağında götünü basketbol topu gibi aşağı yukarı sallayarak içine boşaldığı kadınla evlenmek demektir.
submitted by imparatorneron to KGBTR [link] [comments]


2020.11.09 09:47 berboss_ hayatımda okuduğum en mükemmel flood okuyun okutturun. masterpiece...

Sizlerle hayatımda söylediğim en büyük yalanı pylaşmak istiyorum. Anlatacağım hikaye yarım falan değildir. Rahatlıkla okuyabilirsiniz. BÖLÜM 1 2015 yılıydı. Liseyi yeni bitirmiş üniversite sınavına girmiş ama barajı bile geçememiştim. Zaten kimsenin de benden pek bir umudu yoktu. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmamıştım. Annem ev hanımı, babam ise işi olmayan arada bir inşaatlarda amelilik yapan birisiydi. Zar zor geçinir kirayı bile zor öderdik. Birde benden 3 yaş küçük kız kardeşim var. Onun dersleri çok iyiydi. Bu yüzden benden umudu kesmişler, annemle babam bütün umutlarını ona yöneltmişlerdi. Bir gün babam sevinçli bir şekilde eve geldi. Yüzü gülüyordu. Eve gelir gelmez bizi salona çagırtmıştı. Babamın yanına gidip "Ne oldu baba?" diye sordum. Babam da heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı. "Bugün fabrikada kolileri kamyona yüklerken, fabrikanın patronuyla biraz konuştuk ona durumumu anlattım. O da bana Çanakkale'de bir fabrikasının daha olduğunu orada da elaman lazım olduğunu söyledi. Köy yeri olduğundan kiraları çok ucuzmuş hem de temiz hava alırız" dedi. Annem babama "Peki aylık maaşın ne kadar orada geçinebilecek miyiz?" diye sordu. Babam "2000 tl para alacağım. Hem bizim oğlan da işe girer biraz faydası dokunur." dedi. Babam kararlıydı kafası yatmıştı bu işe. Annem de kabul etti. Benim de zaten okulum bitmişti, çalışmaktan başka çarem yoktu. Bir kaç güne bütün eşyalarımızı toplayıp Çanakkale'nin köyünde tuttuğumuz eve taşındık. Yeni evimiz bayağı büyüktü. İlk defa kendime ait bir odam olacaktı. Köy de çok güzeldi. Denizi bile vardı. Bir kaç gün içinde eve yerleştikten sonra babamın bahsettiği fabrikaya gittik.
BÖLÜM 2 Bizi müdürün yanına çıkarttılar. Müdürün odasına girdiğimizde karşısında ayakta bekledik. Bu beni bayağı sinirlendirmişti. Benim için sorun değildi ama babamın öyle müdürün karşısında gariban bir şekilde beklemesi benim zoruma gitmişti. Müdür babam ve beni işe almıştı. Tabi ki de babamın fabrikanın sahibi ile geldiği ufak bir ayrıcılık vardı ama çokta umursanacak bir şey değildi bu. Tam kapıyı açmış dışarı çıkacaktım ki, karşıma çok güzel bir kız çıktı. Ne güzel kız diye geçirdim içimden. Kız yüzüme bile bakmadan müdüre "Baba" diye seslendi. Demek bu kız müdürün kızıydı. Hiç olmassa öğrenmiş olmuştum. Ertesi gün babamla birlikte işe başladık. Bu çalıştığımız fabrika balık fabrikasıydı. Kadınlar balıkları kılçıklarından ayırır benle babam da çöplerini atardık. Böyle çalışırken yanımıza bir tane araba durdu. Eski bir dobloydu. İçinden müdür ve kızı indi. Müdürün kızı direk yanımıza gelerek bana "Ne yapıyorsunuz siz?" diye sordu. Bende kıza "Çöpleri atıyoruz" dedim. Benim yaşımda olan bir kızın karşısında böyle bir vaziyette durmak beni utandırmıştı. Ayağımda çizme üştüm başım balık pisliği. Daha sonra kız babasının yanına giderek "Baba ne pis kokuyorlar, midem bulandı" dedi. Bunu iki kulağımda net bir şekilde duymuştu. Nasıl üzüldüm anlatamam normal şartlarda elimde ki bir kova balık pisliğini kafasına dökerdim ama bu iş babam için çok önemliydi. Belki kızın dediğini duymuştu ama duymamazlıktan geliyordu. Aradan aylar geçti ben ve babam hala balık çöplerini atıyorduk. Mola saati geldiğinde babamla birlikte bahçeye oturup dinlemeye başladık. Yanımıza müdür ve karısı gelerek babamla konuşmaya başladı. Müdürün karısı lafı üniversite sınavına getirdi. Bana bakarak "Sen girmiyor musun. Gerçi girsen de kağıt israfı olur" diyerek gülmeye başladı. Ulan ne biçim insanlardı bunlar. Hiç umursamamış gibi yaparak müdürün karısına "İstesem tam puan alırım o sınavdan sadece yapmak istemiyorum" gibi saçma bir cümle söylemiştim. Babam bir şeyler söylemek istiyordu ama diyemiyordu. Babamın bu huyundan nefret ederdim. Babam yeri gelince başlarım lan işine diyebilecek bir adam değildi. Tamam efendim, olur efendim diyenlerdendi. Müdür bana "Bizim kız bu yıl hukuku düşünüyor, en iyi dershaneye gidiyor" dedi. Bizimle uğraşıyordu bunlar yoksa ben mi öyle zannediyordum. Müdüre bakarak "Ben hiç bir dershaneye gitmeden de sizin kızınızı bu sınavda rahatlıkla geçebilirim" dedim. Müdür bu lafıma kızmış olmalı ki sert bir şekilde "Mola bitti" dedi. Babamla birlikte tekrardan balık çöpü atmaya devam ettik.
BÖLÜM 3 O gece yatağımda yatarken bunlar gibi şerefsizlerin genelde dizilerde olduğunu düşünürdüm ama gerçekte de varlarmış. Kendi kendime düşünürken aklıma bir fikir geldi. Üniversite sınavına daha 1 aydan fazla bir süre vardı. Eğer bu zaman içinde bir kitap alır sıkı çalışırsam gerçekten de kızlarını geçebilirdim. Bunları düşünürken uyuya kalmışım. Sabah babam beni işe uyandırdı. İşe gidip tekrardan çöpleri atmaya başladık. Babama "Baba ben üniversite sınavına hazırlanmak istiyorum. 1 ay kaldı derslere çalışıp adam akıllı bir iş sahibi olabilirim" dedim. Babam biraz düşündü "Sen yapamazsın işine bak" dedi. Ben de "Baba işten çıkıcam bugün" dedim. Babam hiç bir şey demedi. Molaya çıktığımız vakit müdürün odasına giderek "Ben istifa ediyorum" dedim. Müdür de "Ne oldu neden istifa ediyorsun?" diye sordu. Bende "Bir nedeni yok sıkıldım" diyerek odadan çıktım. Üzerimi değişip köyde bulunan bir kırtasiyeye girip üniversiteye hazırlık kitabı aldım. Eve gittiğimde kapıyı annem açtı. Bana şaşırarak baktı "Niye erkenden geldin?" diye sordu. Bende anneme "İşi bıraktım" dedim. Anneme bayağı bir laf anlattıktan sonra odama girip kitabı açtım. Yapacaktım, kararlıydım. Kimse bana inanmıyordu herkesi pişman edecektim. Başladım kitabı okumaya. Aradan 5 6 dakika geçmişti ki çok sıkılmıştım, resmen uykum geliyordu. Bu 1 ay ders çalışmak yerine cebimde ki parayı dışarıda gezerek harcadım. Sınav günü geldiğinde Çanakkale merkeze kadar gitmiştim. Sınavda zorlanıyordum hiç bir şey bilmiyordum ki. Ama matematiğe gelince bilerek öğretmenlerden boş kağıt isteyip duruyordum. Matematiği yapıyormuşum gibi gösteriyordum kendimi. Sürekli kağıt isteyince herkes bana bakar olmuştu, kendilerince zeki çocuk diyorlardı herhalde bana. Oysa ki kağıda soruların aynısını yazıyordum sadece. Sınav bitmiş eve giden otobüse binip kafamı koltuğa iyice yaslayıp düşünmeye başladım. "Annemle babam haklılardı ben yapamazdım bunu. Bana göre değildi. Müdürün kızı beni çok rahat geçerdi." Aradan biraz zaman geçtikten sonra sınav sonuçları açıklandı. Sonucuma bakmama gerek yoktu. Ama ne kadar kötü olabilirdi ki? Merakıma yenik düşüp sınav sonucumu açtığımda ilk girdiğim zamankinden daha da düşüktü. Ne salaktım ben. Keşke müdüre ve karısına sizin kızınızı rahatça geçebilirim demeseydim. Böyle mal mal otururken aklıma bir şey geldi. Öğeyi denetle ne güne duruyordu ki. Bunu ne müdür ne de karısı bilirdi. Hemen öğeyi denetle yaparak aldığım puanı düzelttim. Kendimi dereceye soktum neredeyse. Puanlarımı yükselttikten sonra internet cafeciden kağıda yazıcı ile çıkarttım. Kağıdı alır almaz babamın yanına yani fabrikaya gittim. Fabrikaya geldiğimde müdür karısı ve kızı masada oturmuş konuşuyorlardı. Kızları ağlıyordu. Ne güzel zamanlamaydı. Babam ise biraz arkalarında oturmuş çay içiyordu. Babamın yanına giderek biraz da duyulacak bir şekilde "Baba bak puana derece yapmışım" dedim. Babam elimde ki kağıda bakıyordu ama hiç bir şey anlamıyordu. Normal puanımı bile getirsem babam anlamazdı. Bana bakarak "Afferim oğlum" dedi. Daha sonra müdürün karısı bana seslenerek "Getir bakayım" dedi. Göğsümü kabarta kabarta yanlarına gidip elimde ki kağıdı gösterdim. Kadının yüzü düşmüştü. Kızına bakarak "Bu çocuk bile seni geçmiş" dedi. Hemen araya atladım. "Yalnız ben derece yaptım yani bir çok insanı geçtim. Aslında lys' de girerdim ama gerek yok ondan da yüksek puan alırım benim için önemli olan ygs'di. Oda çok kolaydı. Hiç çalışmadan derece yaptım. Bu sınavda zorlanan boşuna deniyordur." dedim. Bunları söyledikten sonra babamın yanına gittim. İçimde ki o boşluk dolmuştu resmen. Bu son bir kaç hafta güzel geçmişti.
BÖLÜM 4 Sıra da tercih vardı. Bunu da bir şekilde atlattım. Ama üniversite zamanı gelince ne yapacaktım ki? Annemlere yalandan "İstanbul'da bir üniversite kazandım" dedim. Yalan yalanı doğuruyordu sürekli. Artık gerçeği de söyleyemezdim. Boku çıkmıştı yani. Bir gün köyde dolaşırken kendi kendime "Ne yapacağım lan ben" diye söyleniyordum. Birden omzuma biri dokunarak "Napıyon lan" dedi. Bu arkadaşım Sedat'tı. Sedat'la muhabbet ederken bana "Antalya'da bir otelde çalışacağını söyledi." Orada yatıp kalkıp, yiyip içecekti. Birden kafama dank etti. Çok iyiydi. Bende Antalya'ya gidip orada çalişabilirdim. Hemde evdekilere üniversite gidiyordum diyebilirdim. Sedat'a bana da iş ayarlaması için ikna etmiştim. Okulların açılmasına az bir süre olmasına rağmen Annemle babama "Ben gidiyorum artık İstanbul'da ki kyk yurduna gitmem gerekiyor" dedim. Annem ağlamaya başladi babam ise neredeyse cebinde ki bütün parayı vermeye razıydı. Babam bana bakarak "Oğlum kusura bakma sana inanmadık, özür dileriz." dedi. Aşırı kötü olmuştum. Ah bir bilselerdi gerçegi ne derlerdi acaba. Bir kaç gün içinde valizimi toplayıp evdekilerle vedalaştıktan donra Sedat'la birlikte Antalya'nın yolunu tuttuk. Otele geldiğimiz de çok iyi insanlar bizi karşıladı. Bize yatacağımız yeri gösterdiler. Yemek ikram ettiler. Ne yapacağımızı söylediler. Bunlar da çalışanlardı, ve gerçekten de güzel insanlardı. Sedat daha önceden bu işi yaptiğı için otelde belboy olarak çalışıyordu. Ben ise otelin restourant bölümünde komi olarak çalışıyordum. Garsonun arkadasında dolanır, müşterilerin boşlarını toplardım. Aradan aylar geçmiş evdekiler beni arıyor "Okul nasıl gidiyor?" diye soruyorlar. Bana güveniyorlardı. Benim onlara yalan söyleyeceğimi tahmin etmiyorlardı. Bir şekilde durumu idare ediyordum. Babam para göndermek istiyor kabul etmiyordum. Yurtta her şey bedava paraya ihtiyacım olmuyor diyordum. Bir gün restourantın mutfağında yemek yerken beni resepsiyondan çagırdılar. Üstümü başımı düzeltip resepsiyona indim. Resepsiyonda ki adam "Sedat'ı bir yere yolladım şu müşteriyi odasına kadar götür" dedi. Bende kabul ettim. İlk defa birisini odasına götürecektim. Resepsiyona "Kimi götüreceğim" diye sorduğum da bana eliyle "Şu bayanı" dedi. Kadının yanına giderek ögrendiğim bir kaç kelime ingilizce ile "Please, follow me" dedim. Ben bir kaç adım atmıştım ki kadın bana bakarak, gözleri ile elinde ki valizi gösterdi. Doğru ya valizleri biz taşıyorduk. Gidip kadının elinde ki valizi aldım. Valiz ya çok ağırdı ya da ben çok güçsüzdüm. Allah'tan tekerlekleri vardı da götürebiliyordum. Asansöre bindiğimiz de kadının yüzüne baktım. Sanki hayattan bezmiş her an intihar edecek bir tipi vardı. Ama gayette güzel bir kadındı. Hatta çok güzel bir kadındı. Kadın yere bakıyor ben de kadına bakıyordum öylece. 11 kat bu şekilde çıktıktan sonra elimde ki kartı okutup odasına girdik. Odaya girer girmez kadın kendini yatağa attı. Ağzım açık bir şekilde kadına baktım. Elimde ki valizi bir köşeye bıraktım. Odadan tam çıkıyordum ki, kadın seslendi. Yatağın üzerine oturmuş bana bakarak ingilizce bir şeyler söylüyordu. Hiç bir şey anlamıyordum. Kadına bir şey söylemek istiyordum ama konuşmama fırsat bile vermiyordu. Tam o konuşurken odaya Sedat geldi. Sedat'ı görür görmez bi rahatlama gelmişti. Sedat'a "Bu kadın bir şeyler diyor anlamadım, sen konuş ben gidiyorum" dedim. Sedat "Tamam kanka" dedi. Odadan çıkana kadar kadın gözlerini benden ayırmadı. Restoranta çıkıp yine boş işleri yapmaya devam ettim.
BÖLÜM 5 Ertesi gün sabah kahvaltısında çalışırken o kadın geldi. Kahvatısını alıp bir masaya oturup yemeğini yemeye başladı. Yemeğini bitirdikten sonra boş tabaklarını almaya gittim. Tabağı alırken kadın kafasını kaldırıp bana öfkeli bir şekilde baktı. Yanlış bir şey mi yapıyordum, niye böyle bakıyor lan bu kadın? Tuttuğum tabağı bırakıp hemen şefin yanına gittim. Şefin yanına giderken arkama baktığımda kadın kafasını çevirmiş hala bakmaya devam ediyordu. Şefin yanında dururken restorant müdürü beni yanına çağırdı. Müdür bana " Sen bundan sonra gececi olarak çalışacaksın" dedi. Gececi çalışan çocuk vardı. Müdüre "Gececi ne olacak o da gündüze mi geçecek?" diye sordum. Müdür "Onun annesi hastalanmış memleketine gitti. O gelene kadar sen bakacaksın" dedi. Bende kabul ettim. Zaten kabul etmekten başka çarem yok. Mecbur yapacaktım. Hem o kadınıda artık görmek zorunda kalmayacaktım. Gececi olmak güzeldi. Saat 11 olduğunda iş başı yaptım. Sabah 7 ye kadar restorantta boş boş oturacaktım. Çok nadir müşteri gelirdi o da sadece bir kaç yudum içki içindi. Saatler geçmiyordu. Oturmuş barda telefonla oynarken uyumamak için kendimi zor tutuyordum. Saat gece 2 idi. Asansörden bir ses geldi. Kafamı uzatıp baktığımda gelenin bir müşteri olduğunu anladım. Ama asansörün önü karanlık olduğu için müşterinin yüzünü tam göremedim. Yavaş yavaş geldikçe başımdan aşagı kaynar sular döküldü. Gelen kişi odasını gösterdiğim kadındı. Ne işi vardı bu saatte burada? Bara gelip sandalyeye oturdu. Bana bakarak "Beer" demişti. Allah'tan bira istediğini anlamıştım. Kadına birayı verdikten bir kaç dakika sonra telefonum çalmaya başladı. Arayan kişi annemdi. Gecenin 2 sinde niye arıyordu ki? Kadın bana "Open" dedi. Telefonu açmamı istiyordu. Bende telefonu açtım bu saatte arıyorsa belki önemli bir şey olabilirdi. Telefonu açıp kulağıma getirdim "Efendim anne" dedim. Annem "Whatsapp'ta açıktın bende arayayım dedim. Nasıl gidiyor okulun?" diye sordu. Bende yalanlarıma devam ettim. Telefonla konuşurken kadın da bana bakıyordu. Konuşmayı kısa kesip telefonu kapatıp cebime koydum. Kadın elinde ki birayi bırakarak bana "Neden yalan söylüyorsun annene?" diye sordu. Şok olmuştum. Kadın türkçe konuşuyordu. Çok iyi değildi ama konuşuyordu. Kadına şaşkınlıkla bakarak "Türkçe biliyor musunuz, konuştuklarımı anladınız mı?" dedim. Kadın "Evet biliyorum" dedi. Kadına her şeyi anlattım. Bu şekilde yaptığımı ve bu durumun beni buraya getirdiğinden bahsettim. Kadınla resmen sabaha kadar konuştuk. Belki de benim mesaim bitmese konuşmaya devam ederdik. Daha sonra ertesi gün oldu ve kadın yine aynı saatte gelip tekrardan sabaha kadar konuştuk. Bana 28 yaşında olduğunu isminin Isabella ve Amerika'da yaşadığını söyledi. Isabella benden tam 9 yaş büyüktü. Ben 19 yaşındaydım o zamanlar. Gececi çocuk gelmemişti, bende tam 2 ay boyunca gececi olarak çalıştım. Bu 2 ay boyunca Isabella her gece geldi ve sabahlara kadar hep konuştuk. Benim sayemde Türkçesi bile gelişmişti. Normalde bir hafta kalması gerekiyordu ama 2.5 aydır bizim otelde kalıyordu. Sonunda gececi çocuk gelmişti. Müdür beni bu sefer sabah yerine akşama yazmıştı. Artık akşamcı olarak çalışacaktım. İsabella'ya son gececi olarak çalıştıgımda "Gececi çocuk geliyor artık onunla konuşursun" dedim. Bunu diyince sanki biraz üzülmüştü yada ben öyle zannetmiştim.
BÖLÜM 6 2 gün sonra akşamcı olarak çalışırken asansörden Isabella indi. Üzerine o kadar güzel elbise giyinmişti ki gözlerimi alamadım. Kalbim güm güm atmaya, nefesim hızlanmaya ve elim ayağım durduk yere titremeye başlamıştı. Garsonlardan birisi Isabella'dan sipariş almak için yanına gitmişti. Ben de o ara elimde ki boşları mutfağa götürüyordum. Aradan bir kaç dakika geçmişti ki garson yanıma gelerek "Olum masa 4 te ki kadın benim siparişimi o alsın" diyor. Nasıl alacaksın ingilizcen bile yok" dedi. Galiba türkçe konuşabildiğini benden başka bilen yoktu. Garsona "Ben alırım" dedim ve Isabella'nın yanına gittim. Allah'ım ne kadar güzeldi. Ama ben hiç umursamıyormuş gibi yaparak "Akşamları geldiğini bilmiyordum" dedim. Bana "Aslında bugün değişiklik olsun istedim" dedi. Isabella'nın siparişlerini aldıktan sonra servisini de ben yapmıştım. Restourant yemek servisi bitip gececi çocuk gelene kadar oturdu. Masadan kalkıp giderken elinde bir poşet gördüm taşımakta zorlanıyor gibiydi. Şefimize seslenerek ingilizce bir şeyler söyledi. Ardından şef bana seslenerek "Hanımefendinin elinde ki poşeti odasına kadar götür" dedi. Ulan nereden çıktı şimdi poşet, hiç uğraşmak istemiyordum. Gidip Isabella'nın elindeki poşeti alıp odasına kadar götürdüm. Odaya girdiğimiz de poşeti yere bırakıp "İyi geceler" dedim. Arkamı dönüp çıkıyordum ki beni kolumdan tutup yatağa itti. Yatakta öylece kalmıştım. Gidip kapıyı kapatıp arkadasını da kilitledi. Yanıma gelerek "Bunu daha önce yaptın mı?" diye sordu. Anlamıştım ama anlamamazlıktan gelerek "Neyi" dedim. "Sex"dedi. Kocaman gözleriyle gözlerime bakıyordu. Kekeleyerek "Benim gitmem gerek" dedim. Başladı dudaklarımdan öpmeye. Kalbim nasıl atıyordu anlatamam, ve o gece bakirliğimi kaybedip milli olmuştum. Üstelik bizim fabrikada ki müdürün kızından kat ve kat güzel bir kadınla birlikte. Ertesi gün aynı yatakta uyandık. Galiba Isabella'ya aşık olmuştum, kendimden 9 yaş büyük bir kadına. Bir kaç gün sonra beni annem aradı. Bana bağırarak ve ağlamaklı bir sesle "Bize nasıl yalan söylersin. Biz seni okul okuyor sanıyorduk niye bizi kandırdın. Baban birdaha buraya gelmesin benim öyle oğlum yok diyor" dedi ve telefonu yüzüme kapattı. Ögrendim ki Sedat'la birlikte otelde üzerimde garson kıyafeti varken fotoğraf çekinmiştik bu da instagrama atıyor ve kardeşim görüyor oradan da annem ve babam daha sonra Sedat'a ulaşıyorlar oda her şeyi söylüyor. Bir kaç defa annemle babama ulaşmaya çalıştım ama açmadılar bile telefonu. Daha fazla burada çalısamazdım belki babam buraya gelebilirdi o yüzden çıkmam lazımdı, birikmiş biraz param vardı bana bir süre yeterdi. Müdüre durumu anlatıp çıkmam gerektiğini söyledim. Zaten kış geliyordu işler düşecekti. Sen bilirsin dediler. Valizimi hazırlayıp otelin önüne geldim. Aslında Isabella'ya veda etmek istiyordum, ama yukarı çıkıp yanına gidemezdim. Bir kaç kere aramama rağmen telefonu da açmadı. Valizimle birlikte otelin karşısında oturuken kapıdan Isabella çıktı. Biraz sağa sola bakındıktan sonra beni gördü. Resmen koşarak yanıma geldi ve bana sarıldı. Ağlamaya başladı. Kafasını geri çekip gözlerime bakarak "Neden işi bıraktın, nereye gidiyorsun?" diye sordu. Bende ağlayarak "Bilmiyorum" dedim. Birlikte bir kafeye oturup ona durumu anlattım. Bunun üzerine Isabella "Benimle gel Amerika'ya" dedi. Aslında Amerika'ya gitmek istiyordum bunu hayal etmiştim, araştırmıştım ama bu şekilde gideceğimi hiç düşünmemiştim. Kabul ettim. Isabella'ya aşıktım. Olay nereden nereye gelmişti. Sırf bir ygs puanı olayı nerelere getirmişti. Bana vize aldıktan sonra ilk defa başka bir ülkeye gitmiştim. New york'a ayak bastım. Isabella beni evine getirdiğinde ağzım açık kaldı. Villa gibi bir evi kapısının önünde son model arabalar. Bu arabaların daha kötüsü bile bizim mahalleden geçtiğinde şaşkınlıkla bakardık, şimdi bunlar benim karşımda duruyorlardı.
BÖLÜM 7 SON Aslında buraya gelmemin nedenlerinden biriside Annemle babamın beni merak etmesini istememdi. Özlesinler istedim. Isabella ile evlendikten sonra bana Amerika vatandaşlığı verildi. 3 yıl boyunca burada kaldım. Birde erkek çocuğumuz oldu. Kendimden tam 9 yaş büyük bir kadından, ama bir şey ögrendim. Aşkın yaşı yoktur. Bu zaman boyunca ne annemi ne de babamı bir kere bile aramadım. Bunca zamandan sonra ben karım ve çocuğum birlikte tekrardan ülkeme memleketime döndüm. Sırf annem babam ve kardeşim için. İstanbul'da Isabella'nın üzerine araba kiraladık. En güzel araba olsun istedim. Ehliyetim olmadığı için Çanakkale'nin köy girişine kadar Isabella sürdü. Köye ise ben girdim arabayla. İlk işim fabrikaya gitmek oldu. Hala yerinde duruyordu. Arabayla fabrikanın önüne geldiğimde gözlerim doldu. Hala orada birisi çöpleri atıyordu, bunca zaman babam aynı işi yapıyordu. Arabadan inip babama doğru yaklaştım. Beni fark edememişti. Babama "Kolay gelsin" dedim. Babam arkasını dönüp "Eyvallah çok" dedi ve sustu. Beni tanıdı, onunda gözleri doldu. Koşarak babama sarıldım. O balığın kokusu öyle anı doldurdu ki içimi. Babam başladı sormaya "Sen neden bizi hiç arayıp sormadın polise gittik. Senin Amerika'ya gittiğini söylediler. Ama başka bir şey yapmadılar" dedi. Arabaya doğru el işareti yaparak Isabella'yı çağırdım. Isabella yanımıza kucağında oğlum ile geldi. Oğlumu kucağıma alarak babama "Baba bak torunun" dedim. Babam şaşırarak baktı. 22 yaşında oğlunun evli olması hatta çocuk sahibi olması her insanın başına gelen bir şey değildi sonuçta. Daha sonra müdür ve kızı çıktı piyasaya. Bana "Oooo sen neredesin yahu?" diye konuştu. Kızı arkada ki arabayı üzerimde ki elbiseleri görünce kıskançlığı yüzünden okundu. Aslında bunun olmasını da çok istiyordum. Müdüre bakarak "Babam da istifa ediyor" dedim. Babama "Hadi baba eve gidelim artık çalışmana gerek yok" dedim. Bir şekilde babamı ikna edip eve götürdüm. Evde annem ve kız kardeşim ile özlem giderdim. Herkesin aklında bir soru vardı. Bunca zaman neredeydin ve bu kadın ve çocukta kimdi. Her şeyi tek tek anlattım ama Isabella' nın yaşını 24 diye bahsettim. Hala yalan söyledim. Isabella aslında 31 yaşındaydı ama yaşını hiç göstermiyordu. Bir kaç ay ailemin yanında kaldıktan sonra tekrardan evimize döndük. 6 7 ay sonra tekrardan gitmek istemiştim ama coranavirüs çıktığı için gidemedim. Ama iki gün önce tekrardan annem ve babamın yanındayım. Babama köyde ufak bir dönerci dükkanı açtık ve kendini geçindiriyor. Böylesi onun için daha iyi. Ben Isabella ile tanıştiğımda bana parasından hiç bahsetmedi bu kadar zengin olduğunu bilmiyordum. Ama Isabella bana hiç bir zaman nasıl bu kadar parası olduğundan bahsetmedi. Çok saçma belki ama gerçek bunlar. Bir otelde, birisine aşık olmak çok saçma. Yalanımın sonu buraya geldi. Normalde detaylara girseydim çok uzun olurdu. Malum telefondan yazıyorum. Her neyse siz siz olun yalan söylemeyin.
submitted by berboss_ to kopyamakarna [link] [comments]


2020.11.09 02:43 egaznep Kafama Esince Genel Kültür 1: Arkeoloji - Otoparktaki kral (III. Richard'ın hikayesi)

Grupta ilgi çekici orijinal içerik paylaşan insanlara özendim. Gerçekten bilgilendirici, hoş ve faydalı şeyler atılıyor. Çorbada tuzum olsun dedim, böyle bir seri başlatmaya karar verdim. Eğer kaliteli etkileşim (örneğin güzel sorular gelirse ya da bir akım başlatırsa) tetiklerse (yani yaptığım işi kaliteli yaptığıma ve talep oluşturabildiğime ikna olursam) müsait oldukça devamını getirebilirim.
Bugünkü, üniversitede son senemde seçmeli olarak aldığım bir arkeoloji dersinin bir saatini İngilizceden çevirdiğim bir post olacak. Çeviri hatalarım olmuş olabilir, ilgi çekerse kaynak olarak kullandığım slaytları ekleyebilirim (bir yığın görsel mevcut). Böylece daha iyi çevirileri olanlar önerilerini paylaşabilir.
Sonraki postlarımda sizlerden gelen talebe göre yine arkeoloji olabilir, mesleğimden (mühendislik) konular olabilir ya da bilmiyorum işte, bu konuya esnek bakıyorum, su aksın yolunu bulsun. Öyleyse başlayalım.

Giriş

Ortaçağ İngiltere'sinde iki hanedan dikkate değerdir: York hanedanı ve Lancaster hanedanı. Bunlar, Güllerin Savaşı (War of the Roses) olarak da bilinen İngiltere İç Savaşında karşı karşıya gelen iki ailedir. Linkteki soyağacına bakarsanız aslında bu iki ailenin aynı kralın (III. Edward) farklı çocuklarının torunları olduğunu görürsünüz. Hikayemizin kahramanı III. Richard (York) sadece 2 sene hüküm sürmüş olmasına rağmen İngiliz tarihindeki en tartışmalı (tercüme: notorious - adı çıkmış / dile düşmüş) hükümdarlardan biridir. Richard'ın Bosworth Savaşı'nda ölümünden sonra tahta savaşın kazananı VII. Henry (Tudor) (yine akrabalar, ama bu da başka bir kol) çıkar. Sonuçta bir kral ölmüştür, yaşasın yeni kraldır, ama halkın tepkisinin azalması için bazı hilelere başvurulur - itibar suikasti (damnatio memoria). Zaman içerisinde Richard'ın mezarı yıkılır, Shakespeare'den onu lanetleyen bir tiyatro sipariş edilir.

Bosworth Savaşı ve Richard'ın Ölümü

Orta İngiltere'de gerçekleşen bu savaşta o anki kral III. Richard ve Henry Tudor (sonradan VII. Henry olacak) destekçileri arasında gerçekleşti. Coğrafyası ve olay akışı farklı olsa da, acemi gözümle Osmanlı'daki Ankara Savaşı'na benzetiyorum biraz. Savaş sırasında III. Richard'ın destekçileri arasında bir grup (Lord Stanley'in askerleri) önce etliye sütlüye karışmadan savaşı izleyip sonrasında taraf değiştirip Henry'nin yanına geçerler. Olayın gelişimi oldukça trajik, reddit bunu bu kadar zorlaştırmasa ve materyal Türkçe olsaydı direkt gif oluşturup eklerdim, ancak madde madde eklemekte karar kıldım.
  1. Henry'nin küçük ordusu Richard'ın büyük ordusunun sol kanadı üzerine taarruza kalkar. Henry askerleriyle gitmeyip arkadan çatışmayı izler.
  2. Stanley'lerin küçük ordusu çatışmaya dahil olmak yerine kuytudan olayları izlemektedir. Henry bu durumu fark eder ve hayatı üzerine bir bahis oynar: Stanley'lere gidip konuşmaya çalışır.
  3. Bu durumu fark eden Richard bir korumasıyla doğrudan Henry'e hücuma geçer. Birbirlerine kılıç boyu kadar yaklaşırlar.
  4. Stanley taraf değiştirmeye karar verir. Arazinin bir kısmı bataklıktır ve Richard çatışma sırasında o bölgeye sürüklenir. Bu sırada atı sendeler ve Richard düşse de savaşmaya devam eder. Shakespare'in oyunundaki meşhur replik burada sarf edilir: 'A horse! A horse! My kingdom for a horse!' - 'Bir at! Bir at! Bir ata krallığım!'
  5. Bir asker Richard'ın kafasına sert bir darbe vurur (muhtemelen bir Halberd ile) ve Richard oracıkta hayatını kaybeder. Böylece İngiltere'nin savaşta ölen son hükümdarı hayata gözlerini yumar. Ardından ordusu savaş alanından kaçar, ölü kralın tacı bölgede bulunduktan sonra ise VII. Henry tahta çıkar.
Ölümünden sonra Richard'ın bedeni bir süre huzur görmez: çıplak biçimde bir ata bağlanır ve şehirlerde gezdirilir. Ardından bir kilisede 2 gün sergilenir ve Greyfriars Kilisesinde taşsız bir mezara gömülür. Taş olmasa da kilise ziyaretçilerinden birisi cesedin koro bölümüne gömüldüğünü bir yerlere yazmıştır. 1538'de de VIII. Henry (şu meşhur The Tudors dizisindeki) kiliseyi tamamen yıktırır.
1500'lerin sonunda Richard'ın itibar suikasti hız kazanır. Yukardaki repliğin alıntılandığı Shakespeare oyunu yazılır. Bir başka detay ise Richard'ın skolyozu ve bundan kaynaklanan omuz asimetrisidir. Shakespeare onun kambur olduğunu iddia eder ve bunu 'çarpık ruhunun dışa vurumu olan çarpık formu' şeklinde aktarır. Oynayan aktörlerin bazı görselleri: Anthony Sher, Kevin Spacey.
  1. yüzyılın sonunda ise Beyaz Yaban Domuzu topluluğu adındaki bir grup (Fellowship of the White Boar) bu itibar suikastini düzeltmek için karşı propagandaya başlar.

Günümüz Olayları

1970'lerin sonuna kadar pek de umursanmayan bu olay bir otoban projesi nedeniyle ada gündemine oturur. Otobanın savaşın gerçekleştiği düşünülen yerden geçeceği planlanmış olsa da sonrasında fikir değişikliğine gidilmiş,Richard'ın öldüğü yere de bir kültür merkezi açılmıştır. 2008'de yapılan arkeolojik çalışmalar ise absürt bir durumu açığa çıkarır: aslında eski bölgede savaş falan olmamış, yeni otoban projesinin geçmesi planlandığı yerde ise (eskisine yaklaşık 3 km uzaklıkta) bir yığın tarihi eser bulunmuştur. Bölgedeki kalıntılar gerçek savaş alanının orası olduğunu gösterir niteliktedir: döneme ait paralar ve döneme uygun savaş gereçleri, kurşun toplar (meğerse bu savaş aslında İngiltere'deki top kullanılan ilk savaştır), gümüşten bir yaban domuzu rozeti (Richard'ın mensubu olduğu York hanedanının sembollerinden) ve Richard'ın öldüğü sanılan bataklık arazisinin kalıntıları.
Bu gelişmelerin ardından kamuoyu 'e madem Richard'ın cesedini de bulalım' demiştir, ve arama çalışmaları başlar. Bölgenin tarihi haritaları incelenir ve kilise arazisinin bir bahçeye dönüştüğü, sonrasında sanayi bölgesi olarak kullanıldığı, günümüzde ise otopark olarak kullanıldığı tespit edilir. Radarlar ile otopark içerisinde tarama yapılır ve kilise duvarları tespit edilir. 2012'de ise kazılar başlar.

Ve Bir Cansız Beden Tespit Edilir

Koronun olması gereken yerde aceleyle gömülmüş (tabutsuz, üstelik bedenden küçük), ölümden sonra ayağı kesilmiş bir erkek cesedi bulunur. Cesedin omurgasında bir deformite de mevcuttur. Cesedin Richard'a ait olup olmadığının tespiti için farklı modern metodlar uygulanır. Bulgular:
Buradaki ilginç kısım, skolyozun kambura sebebiyet vermemesidir. Kişinin hayatında ciddi bir kısıtlamaya da neden olmaz. Hatta doğru giyinmeyle ilk bakışta fark edilemeyecek hale bile getirilebilir.
Tarihi anlatıyla uyumlu detaylar, sadece ölüm silahı bir halberd yerine uzun kılıç (two-handed longsword) olabilir.
Buradaki sapmayı açıklayabilecek bir nüans var. Eğer kişinin diyeti balık ve deniz ürünleri bazlı ise karbon-14 testinin gerçek sonuçtan daha erken çıkmasına neden olabilir. Bu durumda cesedin yiyip içtiklerini anlamak gerek. Bu da bizi bu hikayedeki en ilginç bulduğum ikinci analize götürüyor:
Bunu Richard'ın sadece ömrünün son iki senesinde krallık yapmış olmasıyla da bağdaştırırsanız, cesedin Richard'a ait olma ihtimali epey kuvvetleniyor.
Şimdi ise hikayedeki en ilginç analiz - DNA analizi:
Üçüncü bir analizin ise sonucu ilginç: tüm bu York, Tudor, Lancaster ailelerinin atası Plantagenet ailesinden takip edilebilmiş torunların mtDNA'sı Richard'ınki ile ya da diğer kuzenlerinkiyle uyumlu DEĞİL. Bunun nasıl bir açıklaması olduğu tam kestirilemiyor, ancak bu 1400'lerden beri hiçbir İngiltere yöneticisinin tahtta hakkı olmadığı anlamına gelebilir - günümüzdeki kraliçe II. Elizabeth de dahil olmak üzere!

Artık Biraz Huzur

22 Mart 2015'te ise III. Richard'dan kalanlar büyük^17 torunu Michael Ibsen'in yaptığı bir tabuta konuluyor ve Leicester Katedraline gömülüyor.

İngiliz Mizahı

Konuyla ilgili yapılan (Allah affetsin çok güldüm) şakalar ise şunlar: 1 2 3 4

Kaynak

Julian Bennett, HART-221 Great Discoveries from Ancient World isimli dersin 2018-2019 Fall döneminde anlatıldığı halinden çevirdim.
http://video.bilkent.edu.tcourse_videos.php?courseid=30
Ders serisini şu şekilde video buldum, ancak çevirdiğim spesifik ders o dönem müfredatta yokmuş. Yine aynı hocanın 'King in the carpark' başlıklı dersi.
submitted by egaznep to KGBTR [link] [comments]


2020.11.08 14:53 kuttamuwa Artık otuzbir bile çekemiyorum

Evet beyler durumlar kötüye gidiyor. Bir yıla yakın seks yapmadan geçen süre, insanlarla tanışmanın zaten çok zor olması ve covid'in bu durumu imkansız hale getirmesi vs. vs. yaşayan adamların bildiği şeyler işte.
Bi arkadaşım var (kız), buna sürekli goygoyuna yürürüm. Geçen eski bi fuckbuddy'sine gel sevişelim demiş, adam da ilişkim var diyip reddetmiş falan. E gel ben seni sikiyim dedim, kabul etmiyor. Epey de ısrar ettim ama gülüyor kabul etmiyor orospu.
Sonra da eski şirketimden (kızı oraya ben aldırmıştım) birkaç kişiyle seviştiğini anlattı. Bi bana vermedi lan, düşünebiliyo musunuz kaç senelik arkadaşız amk insan onca yılın hatrına verir.
Neyse sonuç olarak 2-3 gündür artık bu biriken duyguların ve haftalardır gördüğüm tuhaf rüyaların da bi yansıması olarak otuzbir çekerken acı çektiğimi farkettim. Durduk yere bi anda işin ortasında kafam başka şeylere gidiyor kendimi derin analizlerde veya "nerde yanlış yapıyorum lan", "mutlaka the woman vardır amk" tadında düşüncelerde buluyorum. Kızın anlattığı hikaye aklıma geliyor acayip kötü oluyorum. O yüzden de otuzbir süresini de iyice kısalttım. Eskiden düzenli ilişkim varken damperci delinin tekiydim şimdi sevişeyim desem 20 dakika sürmez.
Ayrıca kızın dediği bi laf da beni sarstı epey bak. Dedi ki ya 4-5 aydır da sevişmiyorum uzun bir diyet oldu, bu sıralar bi sikişeyim de rahatlayayım.
Olaya bakar mısınız beyler onun elinde lan tamamen bu işin kontrolü. Ben maslow'un piramidindeki bu en temel noktaya varmak için götümü yırtıyorum lan işim gücüm var lan hatta genç yaşımda teknik müdür oldum amk; para kazanıyorum amk o kadar da entel adamımdır ama olmuyor işte. Kıza bak amk hadi sikişeyim diyor, buluyor hemen birini sikişiyor. Zaten yaptığı da bişi yok iki hoplasa veya ağzına alsa bile biz türk erkekleri bunu nimetten sayıyoruz en azından patates gibi yatmadı diye. Olaya bak amk sadece sikişmek istemeleri -veya aslında öyle davranmaları diyelim- bile bize büyük nimet.
Ben bu meselelerden epey sıkıldım artık. Bi kaçış yolu arıyorum bi şeyler yapmam lazım. Bu böyle devam etmez lan manyak olursun amk dediğinizi duyar gibiyim. Evet olum işte ben neler neler denedim var ya, bak mesela denediklerim:
"Seks diye bir şey yok"
"Diğer insanlar da çok az sevişiyo lan zaten"
"Zaten kanka sevdiğin kadınla seks yapmak lazım diğerlerinden de keyif almıcan ki daha kötü olur belki"
vs. vs. elli tane şey. Ama etkileri geçiyor işte bir süre sonra. Veya sikişen birilerini görüyosun hasiktir oluyosun.
Bunları unutmak için işe güce yardırıyım dedim epey de yardırdım ama kadın olmadan da ne kadar çabalayacaksın? Bak sana bişi diyeyim, kadınlar olmasaydı bu binalar arabalar fabrika teknoloji falan hiçbir sik olmazdı. Onlar maalesef ki bizim en yüksek motivasyon kaynaklarımızdan biri.
Öyle işte size içimi dökmek istedim.

tldr:
https://www.youtube.com/watch?v=eavvInx6mQM&ab_channel=MuratAkay
submitted by kuttamuwa to KGBTR [link] [comments]


2020.11.02 01:50 Ricardo_Milos3 Türk milletindeki korkunç aşağılık kompleksi

Bu sadece bize arız olan bir durum değil; "gelişmemiş ülkeler"in ya da "gelişmekte olan ülkeler"in hepsinde bu durum var maalesef.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Milletimizde korkunç boyutlarda mevcut olan bu aşağılık duygusunun bir tarihçesi var.
Geri kalmış Osmanlı imparatorluğu 1922 yılına dek, sürekli olarak batılılara toprak kaybetti ve batılılar ile giriştiği savaşların ve siyasi çekişmelerin birkaç istisna dışında hemen hemen hepsini kaybetti.
Batı tarzında ordu kuruldu; batı'dan askerî uzmanlar getirildi ama ne yazık ki bütün bu yapılan yenilikler çok büyük bir hayâl kırıklığı ile neticelendi. Osmanlı batı karşısındaki gerilemesine maalesef yine engel olamadı.
O zaman da çözümü başka yollarda aramaya başladı: askeriye, siyaset, sosyal hayat, giyim-kuşam, sanat, kültür, eğitim sistemi ve sair alanlarda, kısaca hayatın bütün yönleri ile batı'yı taklit etmek.
Bütün bu yenilikler, türk milletinde batıya karşı onulmaz bir aşağılık kompleksi oluşmasına sebebiyet verdi ne yazık ki. 17. asrın sonundan itibaren başlayan, lale devrimi ile devam eden, sultan 2. mahmut döneminde iyiden iyiye kendini hissettiren, en nihayetinde atatürk döneminde yapılan tepeden inme reformlara iyice doruk noktasına çıkan bu aşağılık kompleksi; cumhuriyet tarihi boyunca satılmış medyanın sürekli batıyı olağanüstü ve kusursuz göstermesiyle ve halka "biz adam olmayız" düşüncesini telkin etmesiyle, tedavisi imkânsız bir hâle geldi maalesef.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Dilimiz:
Her şeyden önce dilimizde bu aşağılık duygusunun yansımalarını görebiliriz: "gavur yapıyor abi", "biz adam olmayız", "alem uzaya gitti biz hâlâ neler ile uğraşıyoruz" gibi cümleleri ve bu cümlelerin benzerleri dilimizde çok yaygın şekilde kullanılıyoruz maalesef.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Batılılara benzetilme:
örneğin; bir türk'e "sen araplara benziyorsun" desek çok büyük bir hayâl kırıklığına uğrar ama "aaaa sen hiç türk'e benzemiyorsun, tıpkı iskandinavlara, ingilizlere, italyanlara benziyorsun" desek mutluluktan havalara uçar. çünkü türk kendisini araptan, kürtten, pakistanlıdan, afgandan üstün görür ama batılıya karşı daima eziktir. batılılara benzetilmeyi, kendisi için bir iltifat telâkki eder.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Batılılar tarafından onaylanma ve batılılara kendini ispat etme arzusu:
bu durum gerçekten çok uzun şekilde yazılması gereken bir konu ama mümkün olduğunca özetlemeye gayret edeceğim. türk milletinin en büyük korkularından biri; türkiye'nin batılılarca "tipik bir islâm ülkesi" sanılmasıdır. sürekli ağlarız, yakınır dururuz: "batılılar kara çarşaflı olduğumuzu sanıyor", "batılılar deveye bindiğimizi zannediyor", "batılılar bizde 4 kadınla evliliğin yasal olduğunu düşünüyorlar", "batılılar ülkemizi kadınlarla erkeklerin pek fazla konuşamadığı bir "ortadoğu" ülkesi zannediyorlar" gibi.
Mesela, ben "türkler araptır" desem herkes, "ne diyor ya bu gerizekalı, pehhhh türkler arapmış, ne salak adam la bu" şeklinde cümleler kurar. ya da bu cümleyi bir arap kursa herkes "bu eliyle pilav yiyen cahil arap, türkleri de kendisi gibi sanıyor, hadi ordan" der. ama bir isviçreli ya da bir amerikalı "siz türkler arapsınız" dese hemen kendimizi savunma hâline geçeriz: "no no no vi ar nat arap, türkiş is altay languiç, biz deveye binmiyoruz, bizde tek eşlilik yasal, sinemaya ve tiyatroya gidiyoruz, vi ar sekülır kantiriy, iran ya da suudi arabistan gibi değiliz" minvalinde cümleler ya da bunlara benzer cümleler ile kendimizi "ispat etme"ye çalışırız.
Bir diğer misal de "acaba türkçe yabancıların kulağına nasıl geliyor", "türkçenin fonetik algısı nasıl" gibi yersiz ve saçma meraklar. yabancılar derken, tabi ki batılıları kastediyoruz. yoksa hiçbir türk "türkçe suriyelilerin kulağına acaba nasıl geliyor" şeklinde bir meraka sahip değil. türkler youtube' de türkçe şarkıların altında, yabancıların özellikle de batılı yabancıların yorumlarını arıyor. diyelim ki aleyna tilki'nin bir şarkısı altında "ohh veri nays song, gırettings fırom sividın" tarzında bir yorum yazsın. hemen bununla mutlu oluyor; "yabancılar hem de batılılar bizim şarkılarımızı dinliyor ya" diye mutlu oluyoruz. gerçekten çok tuhaf ve düşündürücü bir durum.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Örnekler:
  1. şırnaklı bir erkekle, isviçreli bir kadın evlendiği zaman; gazetelerde, internet sitelerinde "haber" şeklinde yazılıyor bu olay. öyle ya, isviçreli gibi "bizden daha üstün" bir milletin mensubu olan bu hanımefendi, nasıl olur da "kıro", "ortadoğulu" şırnaklı ile evlenir?
avrupa'da acaba isviçreli ile evlenen türk gelin şeklinde salakça haberler yapılıyor mu?
2) türk programlarına katılan ya da ülkemize gelen "ünlü" batılı yıldız
3) müslüman olan yabancı(batılı) gencin hikâyesi
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Özgüvensizlik ve kendimizi aşağılama:
Millet olarak en büyük zevkimiz : kendimizi aşağılamak. ekşi sözlükte "yerli ve milli" lafı ile dalga geçilmesinin sebebi; sadece akp'ye muhalif olmak değil; bilinç altımızda yatan "batılılardan iyi olamayız" düşüncesi. örneğin; türkiye yerli otomobil imal etmeye karar verdiğinde; "pehhhh bizim yaptığımız araba 10 km bile gitmez ya la. mercedes varken, bizim yapacağımız rezil arabayı kim alır" şeklinde cümleler söyleyen çok sayıda türk oldu. aynı şekilde aselsan'ın ürettiği silahlar ile de çoğu türk dalga geçiyor. aselsan düşmanları korkutan silahları şeklindeki habere, ekşi sözlük yazarları "la onlar korkmuyorlar üstümüze gülüyorlar hihihi" tarzında yorumlar yazıyorlar. doğru ya biz kimiz ki muhteşem batılılardan daha iyisini yapalım? hattâ iyisini yapmayı aklımızdan geçirelim. asla...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Son sözler:
Aşağılık kompleksi; türk milletinin geri kalmışlığının temel sebeplerinden biridir. aşağılık duygusu ile yaşayanlar, kendilerine güveni olmayan insanlar, maalesef ki bilim-teknoloji üretemezler; nitekim üretemiyoruz.
Bu durum bilmiyorum sizin zorunuza gidiyor mu ama benim canımı çok sıkıyor. ama suç bizde. sen köpek olmak istersen tasmayı takan çok olur. kendi millî sporumuz yağlı güreşi bile, turistleri eğlendirmek için onlara yaranmak için kullanan bir milletiz. seyredip, üstümüze gülüyorlar ne güzel değil mi?
Taklit etmek ve aşağılık kompleksi "intihar" anlamına geliyor. başkalarının kavramları ile yaşamaya çalışanlar; er ya da geç yok olup gidecekler. o yüzden millet olarak artık silkelenip kendimize gelmemiz gerekiyor. yoksa , biz çağ açıp çağ kapatmış bir milletiz, abi şöyleyiz böyleyiz demenin hiçbir mantığı yok. ne arapları, farsları, afganları kendimizden küçük görelim ne de avruplalılar ve amerikalılar karşısında kendimizi ezik hissedelim. çok üreten, çok çalışan, aklını kullanan bu milletler içerisinde liderliğe yükseliyor. neden biz olmayalım ki?
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Biz kendimizi bildikten sonra, kendimizden emin olduktan sonra, batılıların bizim hakkımızdaki asılsız düşünceleri çok mu önemli?
Ister doğulu olsun ister batılı olsun, türkleri arap sanacak kadar câhil biri ile ne diye boşuna muhatap oluyorsunuz?
submitted by Ricardo_Milos3 to Turkey [link] [comments]


2020.10.31 18:49 fgmer lisede çocuk sahibi olmak isteyen benden 4 yaş büyük bir kadınla birlikte oluyorduk

lisede çocuk sahibi olmak isteyen benden 4 yaş büyük bir kadınla okul çıkışlarında birlikte oluyorduk ergenliğin de verdiği ateşle sonunun nereye varacağını düşünmeden cinsel ilişkiye girdim bu hanımefendi ile, üzerinden kaç yıl geçti dün gece instagramdan mesaj atmış nerden buldu bilmiyorum ne cevap vereyim şimdi ben
\'Merhaba, uzun zamandır görüşmüyoruz, çok saçma gelebilir ancak senden 5 yaşında bir kızım var. Babasını çok merak ediyor, eğer senin için de bir mahsuru yoksa tanışmanızı istiyorum. Antalya\'ya yerleştik, burada yaşıyoruz senden herhangi bir beklentim yok, yalnızca babasını görmesini, tanımasını istiyorum. Cevabını bekliyorum, kendine çok iyi bak... \'
submitted by fgmer to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.24 21:20 manyakobez BEYLER BİTANE PONO VARDI

Lan bir tane porno vardı sokakta suriyeli kadın çocuğuyla karton topluyordu Sonra adam yaklaşıp sohbet etmeye başlıyordu en sonunda da acır bir ifadeyle burada çöpün içinde uğraşma evimi temizlersen sana iyi bir ücret veririm diyordu Sonra kadında buna çok seviniyordu Elini öpmeye kalkıyordu adam da bırak diyordu elini aşağı çekiyordu Kadın hala öpmeye çalışıyordu Sonra adam elini kurtarıp suriyelinin çocuğunu kucaklayıp koşmaya başlıyordu Kadın da arkadan koşuyordu Sonra evin önünde duruyorlardı adam da kadını buyur ediyordu Sonra birden belgesellerdeki gibi kamera önüne geçiyordu altta ismi falan yazıyordu Suriyede yaşadığı zorlukları anlatıyordu Sonra temizliğe geçiyordu Temizlik bitiyordu ama hava kararıyordu Adam bu saatten sonra sizi dışarıya göndermeye el vermez diyordu Bu gece burada kalın diyordu Kadında o zaman yemek yapayım diyordu Yemek yapılıyordu Yemek yerken sohbet muhabbet Tabi suriyeli kadınla çocul leş gibi kokuyordu(karikatürize etmişler yani yoksa ben nerden bileyim)Adam da sıcak su var isterseniz duşa girin diyordu Kadin da sevinçle hemen duşa giriyordu Bunlar çıkıyorlardı çocuğun uykusu geliyordu Adam da kadına beni takip et diyordu(ev büyüktü baya) sonra bir oda açıyordu o da ne çocuk odası Sonra hemen o sahne kesilip yeniden belgesel moduna giriyordu ama bu sefer adam konuşuyordu Aslında adam evliymiş karısı ve çocuğu trafik kazasında ölmüş falan Sonra sahne devam ediyordu Kadın çocuğunu yatırıyordu O sırada domalıyordu Karıda bir göt vardı Fenaydı Sonra adam gözünü falan kaçırıyordu Çocuğu yatırdıktan sonra kadın bulaşıkları topluyoedu o sırada adam arkadan yanaşıp ensesine hohluyordu Bunu istediğini biliyorum diyordu Sonra öpüşmeye başlıyorlardı velhasıl kelam amından 2 posta götünden de 1 posta sikiyordu Sonra yatak odasında beraber yatıyorlardı Suriyeli kadın erken kalkıp kahvaltı hazırlıyordu Sonra adamı kaldırıyordu Adam bir hışımla kalkıp kadının ağzını burnunu kırıyordu Tekmeleyerek sokağa atıyordu Sonra kamera yavaşça adamın suratından duvardaki aile resmine kayıyordu O da ne o adam karısı ve o suriyelinin çocuğu vardı Meğerse trafik kazasında sadece karısı ölmüş çocuğu bu suriyeli kaçırmış adamın agalar el atında bulalım şu linki
submitted by manyakobez to KGBTR [link] [comments]


2020.10.23 20:12 filexi Beyler bi porno vardı

Lan bir tane porno vardı sokakta suriyeli kadın çocuğuyla karton topluyordu Sonra adam yaklaşıp sohbet etmeye başlıyordu en sonunda da acır bir ifadeyle burada çöpün içinde uğraşma evimi temizlersen sana iyi bir ücret veririm diyordu Sonra kadında buna çok seviniyordu Elini öpmeye kalkıyordu adam da bırak diyordu elini aşağı çekiyordu Kadın hala öpmeye çalışıyordu Sonra adam elini kurtarıp suriyelinin çocuğunu kucaklayıp koşmaya başlıyordu Kadın da arkadan koşuyordu Sonra evin önünde duruyorlardı adam da kadını buyur ediyordu Sonra birden belgesellerdeki gibi kamera önüne geçiyordu altta ismi falan yazıyordu Suriyede yaşadığı zorlukları anlatıyordu Sonra temizliğe geçiyordu Temizlik bitiyordu ama hava kararıyordu Adam bu saatten sonra sizi dışarıya göndermeye el vermez diyordu Bu gece burada kalın diyordu Kadında o zaman yemek yapayım diyordu Yemek yapılıyordu Yemek yerken sohbet muhabbet Tabi suriyeli kadınla çocul leş gibi kokuyordu(karikatürize etmişler yani yoksa ben nerden bileyim)Adam da sıcak su var isterseniz duşa girin diyordu Kadin da sevinçle hemen duşa giriyordu Bunlar çıkıyorlardı çocuğun uykusu geliyordu Adam da kadına beni takip et diyordu(ev büyüktü baya) sonra bir oda açıyordu o da ne çocuk odası Sonra hemen o sahne kesilip yeniden belgesel moduna giriyordu ama bu sefer adam konuşuyordu Aslında adam evliymiş karısı ve çocuğu trafik kazasında ölmüş falan Sonra sahne devam ediyordu Kadın çocuğunu yatırıyordu O sırada domalıyordu Karıda bir göt vardı Fenaydı Sonra adam gözünü falan kaçırıyordu Çocuğu yatırdıktan sonra kadın bulaşıkları topluyoedu o sırada adam arkadan yanaşıp ensesine hohluyordu Bunu istediğini biliyorum diyordu Sonra öpüşmeye başlıyorlardı velhasıl kelam amından 2 posta götünden de 1 posta sikiyordu Sonra yatak odasında beraber yatıyorlardı Suriyeli kadın erken kalkıp kahvaltı hazırlıyordu Sonra adamı kaldırıyordu Adam bir hışımla kalkıp kadının ağzını burnunu kırıyordu Tekmeleyerek sokağa atıyordu Sonra kamera yavaşça adamın suratından duvardaki aile resmine kayıyordu O da ne o adam karısı ve o suriyelinin çocuğu vardı Meğerse trafik kazasında sadece karısı ölmüş çocuğu bu suriyeli kaçırmış adamın agalar el atında bulalım şu linki
submitted by filexi to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.22 21:48 yasingok112 Bilgilendirmeli post falan

Amguardla amcı farklı şeyler amguard kadınla düzgün konuş gibi tipler amci her fırsatta kadını ovenler
submitted by yasingok112 to amguard [link] [comments]


2020.10.22 01:51 oruclukibele İlk defa eskort deneyimleyecek olanlar için manual book.

BAK GÜZEL KARDEŞİM İLK defa gittiğini belli etme. bakir de olsan söyleme. her gün başka kadınla birlikte oluyo havası yarat ki o seni sikmesin, sen onu sik. eskort fiyatları illere, ülkelere göre farklılık gösterebilir. eskort sana bir fiyat verdiğinde "ya şurda şu fiyat" deme! git ordan al der göt olursun. akıllı ol amına koyim. parası neyse ver pazarlık etme. manavdan domates almıyosun kendine gel. parası işine gelmediyse teşekkür et kapat telefonu. sonunda aradığın özelliklerdeki bi eskort buldun. hemen boşalırım diye gitmeden önce 31 çekme. 31 çekeceksen niye eskorta gidiyosun ki.Diyelim ki para hiç sorun değil, bok gibi paran var. önünde iki seçenek var onun evine mi yoksa otele mi gideceksin. kendi evine çağırıp salaklık etme. tercihleri belli zaten. kendi evlerinde veya 4-5 yıldızlı otellerde veriyolar sadece. ha yok ben vip takılıyorum diyosan villanda ağırla o zaman. değilse onun evine git. evi dediğim günlük kiralık dairelerde kalıyodur zaten. eve girdiğinde pezevengi filan varsa hiç girme bile. pezevenkli orospudan hayır gelmez, istikameti değiştir ayık ol.En sonunda sağlam bi eskortun evindesin. hemen soyunarak yatak odası nerde diye sorma. gelmeden önce en azından bi duş almış ol. onun da duş aldığından emin ol. nasıl olacaksın? gerekirse bi 50 lira fazla ver duşa sok, olmadı fantezim var de yine duşa sok. hijyene önem veririm demeyi biliyolar amk sen de önem vereceksin. günde en az 10 kişiyle birlikte oluyo. o yüzden randevunu esken saatlerde alacaksın ki temiz temiz sikiş. hamam misali.Önce otur iki muhabbet et, gevşe. yak bi sigara keyfine bak. varsa soğuk bişeyler iç. güvenini kazan, kazandır. kalkıp iki bira alıp gitme. ilaç filan kattın sanır. ben olsam ben de öyle sanırım. neyse artık evdesin. kerhane mi lan burası hemen gömüp çıkacaksın, rahat ol amk erken boşalayım deme paran da boşa gider itibarın da. alışık olduğun kondom varsa yanında götür onu kullan. bim kondomuyla sikişilmez kendine gel.Sigaralar içildi, muhabbetler edildi. sıra am sikmeye geldi. parayı peşin ödüyosun döner yemeye gelmedin. yatak odasındasın delikanlı, soyunuyorsunuz. aynanın karşısında soyunurken sarıl belinden, okşa memeleri, al eline kalçaları bi şey demez korkma. parasını verdin zaten. güç sende. kaldırabiliyosan da kaldırıp yatağa atma. güç sende dediysem abazalaşma. Hafif dokunuşlar yaptın yeterli. memelerin hepsini ağzına almaya kalkma, acıtma amk narin şeyler onlar. ön sevişme isteyip istemediğini sorar veya sormaz. sorarsa iste ama kalkıp öpüşüp yalaşma. sakso çektir ama çektirirken boşalma. daha mağaraya inemeden kapıdan dönersin tut kendini.Arkadaşlarından duyarsın "ya aga bi hap attım saatlerce siktim" yok böyle bi dünya delikanlı. o haplar sadece ayakta tutar gerisi psikolojiktir. zaten saatlerce bi eskortu sikemezsin. Sikersen de taksimetre yazmaya devam eder. şimdi sana hangi pozisyonlarda daha başarılı olacağını anlatmıycam. bana ne senin fantezinden. ne istiyosan onu yap, yaptır. ilk postayı attın. bir posta için geldiysen hiç gelme bi sik anlamazsın. en az iki! yatakta yak bi sigara daha, muhabbet açılır zaten kasma. hemen tuvalete filan koşma ha. bırak kirlensin her taraf, kirlenmek güzeldir.Muhabbetler edildi, sigaralar içildi, amlar sikildi. çık git bi daha aynı eskorta gelme. hatta güzel kardeşim para sorun değil diyosan sana bi önerim var..Yarım saat arayla üç ayrı eskorttan randevu alıyosun.Her birine tek posta atmak suretiyle birlikte oluyosun. aynı parayı tek bir eskorta vereceğine bir günde üç farklı eskort sikiyosun. farklı tecrübeler, farklı tatlar, farklı meziyetler..beline kuvvet kardeşim.
submitted by oruclukibele to kopyamakarna [link] [comments]


2020.10.21 08:16 okkboomerrrr İslam'da poligami (çok eşlilik)

Kadının ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu (!) İslam dininde poligami, birden fazla eş ve savaşlarda elde edilen ve ganimet olarak görülen cariyelerden oluşan evlilikleri kapsıyor.
İslam dininde erkekler, cariyeler haricinde 4 kadınla evlenebiliyorlar.
İslam dininin kurucusu Muhammed'in evliliklerinin listesi:
> 1. Hatice
> 2. Sevde Binti Zem'an
> 3. Ebubekir kizi Ayşe
> 4. Omer kizi Hafsa
> 5. Huzeyme kizi Zeynep
> 6. Ummu Seleme (Hine)
> 7. Haris kizi Cuveyriye
> 8. Zeyd kizi Reyhane
> 9. Zeynep Binti Cahs
> 10. Ebu Sufyan kizi "Ummu Habibe" (Remle)
> 11. Huvey kizi Safiye
> 12. Haris kizi Meymune
> 13. Sem'un kizi Marya Kibri
>
> Muhammed'in boşadığı hanımları:
>
> 1. Dahhak kizi Fadime
> 2. Zabyan kizi Aliye
> 3. Kab kizi Mileyke
>
> Muhammed'in nikahlayıp sonradan ayrıldığı kadınlar:
>
> 1. Numan kizi Esma
> 2. Kays kizi Kuiteyle
> 3. Esma veya Seba (Sena) Binti Salt
> 4. Necdet kizi Selma
> 5. Huzeyl kizi Havle
> 6. Seraf binti Halife
> 7. Yezit kizi Amre El-Gifariye
> 8. Yezit kizi Hind El-Kitabiye
> 9. Davud kizi Mileyke
> 10. Rufaa kizi Nesatlsat
> 11. Kab kizi Esma
> 12. Haris kizi (Saire) Kuteyle
> 13. Amr kizi Senba/Seyba/Sabiye
> 14. Cundup bin Dimre Cind-i'nin kizi
> 15. Serahil kizi Imeyme (Binti Cevn)
> 16. Muaviye kizi Amre
> 17. Sufyan kizi Seba (Sena)
> 18. Ummul Haram
> 19. Hakim kizi Leyla
>
> Muhammed'in mehir parasını ödemeden aldığı kadınlar:
>
> 1. Haris kizi Meymune
> 2. Huzeyme kizi Zeynep
> 3. Ummu Serik
> 4. Hakim kizi Havle
>
> Muhammed'in sözlendigi kadınlar:
>
> 1. Amir kizi Dubaa
> 2. Nuame Bel'anberi
> 3. Sehl kizi Habibe Ensariye
> 4. Cemre Binti Haris Bin Avf Bin Kab bin Zabyan
> 5. Sevde Kiresiye
> 6. Besame kizi Safiye
> 7. Ebu Talib'in kizi Ummu Hani (Fagite)
> 8. Ismi bilinemeyen bir kadin
>
> Muhammed'in bazı nedenler yüzünden evlenemediği kadınlar:
>
> 1. Abbas kizi Ummu Habibe
> 2. Hamza kizi Emame (Ammare)
> 3. Muhammed'e önerilen Baldizi
>
> Muhammed'in cariyeleri:
>
> 1. Bereke (Ummu Eymen)
> 2. Emetullah binti Ruzeyme
> 3. Hudre
> 4. Redva
> 5. Sad kizi Meymune
> 6. Ruzeyne
> 7. Selma (Ummu Rafi)
> 8. Marya (Ummu Rebab)
> 9. Marya (Ceddetu'l Musenna)
> 10. Ummu Iyas
> 11. Havle (Ceddetu Hafs)
> 12. Meymune binti Ebi Abis
> 13. Ummu Dumeyre
> 14. Ummu Ayas
> 15. Rebiha
> 16. Saibe
> 17. Nefise
> 18. Cemile
Muhammed'in kesin olarak ilişkiye girdiği kadın sayısı (evlendikleri ve evlenip boşandıkları) : 13+3=16
Muhammed'in tüm kadınlarının sayısı : 68
Evet. 4 değil. 6 değil. 8 de değil. Tam olarak 68 tane.
Ayrıca Aişe'nin sahih (1. dereceden doğru kabul edilen) Buhari 1553 hadisine göre 9 yaşında evlendiğini de hatırlatalım.
submitted by okkboomerrrr to AteistTurk [link] [comments]